Deleuze’ün Göçebe Düşünce kavramı üzerine geçen ay başlattığımız dosyamızın bu ay yayımladığımız ikinci bölümünde ilk yazıyı, tezini Paris Nanterre Üniversitesi’nde Foucault ve dil felsefesi ilişkisi üzerine hazırlayan, Kemerburgaz Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Emre Sünter kaleme aldı: Bir Su Gibi Süzül Ak. Deleuze ve Guattari’nin Bin Yayla’da içeriklendirdiği pürüzsüz mekân ve çizgili mekân kavramlaştırmalarını, pürüzsüz mekânı göçebenin, çizgili mekânı ise yerleşiğin yaşama yeri olarak ele aldı.

İkinci yazı ise Deleuze ve Guattari’yi bu topraklara tanıtmak için yılmadan çabalayan ve yazı talebimize hemen karşılık veren Ali Akay’a ait: Göçebe ve Sapma Üzerine Bir Refleksiyon. “Deleuze, dili yaran, içinden mayınlayan, yersizyurtsuzlaştıran göçebe dilli sanatın, her zaman, minör bir sanat olarak devrimci olduğunu ileri sürmüştür. Çünkü, ancak o zaman dil çoğalır, sözdizimini bozulur, yer değiştirir. Sanat bu anlamda bir direnme biçimine ve yaratıcılığa dönüşür,” diyen Akay Bin Yayla’daki ünlü Kaygan ve pürtüklü mekân bölümünü veri alarak Seza Paker’in fotoğraflarının analizini yapıyor. Deleuze’ün sanat kavrayışı ve bu kavrayışın fotoğraftaki karşılıkları üzerinde düşünenlerin ihmal etmeyeceğini umuyorum.

Dosyanın üçüncü yazısı ise bugünlerde yeni kitabı yayımlanan Nilgün Tutal’a ait: Sayısal ve Teknik Ağlar, Özgürlüğümüz mü? Medya kurumlarının ve profesyonellerinin tıpkı politikacılar ve entelektüeller gibi kendi hegemonyalarını yeniden üretme çabası içerisinde olduklarını; okurlara, dinleyicilere ve seyircilere kendi yargılarını dikte ettiklerini anlatıyor. Bu kesimin Gezi Direnişi’nin dışında kaldığına dikkat çekerek çok ağır ama aynı zamanda haklı ve net yargılarla yazısını sürdürüyor: Umutlarını diğerlerinin umutsuzluklarından beslerler!
Dosyanın dördüncü yazısı Paris 1 Üniversitesi’nde Aristoteles üzerine doktorasını hazırlayan Hakan Yücefer’e ait: Deleuze ve Uyurkulak: Hatırlamanın ve Unutmanın Erdemleri. Yakın dönemin dikkat çeken yazarlarından Murat Uyurkulak’ın Tol ve Har adlı romanlarını Göçebe Düşünce açısından değerlendiriyor. Unutmanın ve belleğin farklı kullanımları olduğuna işaret ederek geçmişin yükünden kurtulmak, yeniden başlayabilmek için unutmanın olumlayıcı özelliklerine değiniyor.

Sonraki yazı Galatasaray Üniversitesi’nde Medya ve İletişim Çalışmaları’nda doktora yapmakta olan Merve Kurt’a ait: Göçebeliğin Gülümseten Yanı: Masumiyet Müzesi’nde Gezintiye Çıkmak. Kod’un dışına çıkmak için kod’ları birbirine katmak, kod’suzlaşmayı veri alarak düşünmek gibi bir Deleuze’cü yaklaşımı veri alarak Nobel’li Yazarımız Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ne bakıyor. Aynı adlı romana değil, müzeye: “Masumiyet Müzesi’ni olmayan bir aşkın ruhuna ve kimliğine inanarak gezdiğini fark etmek Nietzsche’nin bahsettiği yaşama dönük sarhoşluk anına eşlik etmek sayılabilir. Bizi gülümseten de, tıpkı bir sarhoşluk anında karşılıksız (ya da var olmayan) bir aşkı evetleme gücünü kendimizde bulmamız gibi, hayata ve kimliğe dair gerçekliğine inandığımız kodların çöküşünden aldığımız zevktir.”

Sürpriz ise senaryo ve metin yazarlığı yapan Emirhan Esenkova’dan geldi: göç. Göç(eme)mek dosyasının esiniyle bu dosya için yeni bir şiir kaleme aldı. Bu sayıda yayımlanan Emre Sünter’in yazısının ilk versiyonunu okuyarak imgesini zenginleştirdi ve şiirini yazdı.

Murat Celep yine çarpıcı bir grafik desene imza attı. Mart 2014’
te kişisel sergisini açmaya hazırlanan ressam Alp Tamer Ulukılıç dosya için Gezi Direnişi’nden esinlenen bir kolaj hazırladı. Genç fotoğrafçı Cenk Ersavcı eşi Elif Ersavcı’nın felsefe birikimini de arkalayarak yaratıcı bir yorumla dosyaya katıldı.

Reklamlar