Medya Notları: Medyanın Şiddet Tutkusu

Nilgün Tutal “Yazık ki Sıradan Kalacaksın!” başlıklı yazısında hemen herkesin bildiği medyanın şiddeti  temsil biçimlerini eleştirmektense, Bu Benim Tarzım, İşte Benim Stilim, Ben Bilmem Eşim Bilir, Survivor, Ütopya gibi yarışma programlarının simgesel şiddeti nasıl ürettiğini ele alıyor. Gündelik yaşamın hayalî kurucuları olan bu programların “gerçek” gündelik yaşamı küçümseme stratejilerine değiniyor; bunların belki ilksel varoluşu açısından insana en özgü olduğu varsayılan rekabete ve kıskançlığa dayalı duyguları ve tutumları toplumsal ilişkilerin tek tetikleyicisi haline getirerek, tüketim toplumunun rekabetçi, özbenci, narsist, hırslı, kendi türünü kurt olup yok etmesi beklenen insan figürünü gündelik olarak tekrarlanan söylemsel/seyirsel bir teraneye dönüştürmesinin izini sürüyor.

Aydın Çam, Barry Levinson’ın politikanın ve medyanın sahteliğini irdeleyen Başkanın Adamları (Wag the Dog, 1997) adlı filmine göndermede bulunan “Hepsi Gerçek, Çünkü Televizyonda Gördüm” başlıklı yazısında medyanın şiddetin kaynağı olduğuna dair önkabulleri sorgulamaya açıyor. Politikacıların, araştırmacıların ve bizatihi medya aktörlerinin şiddetin kökeni olarak bireyleri ve medyayı görmesinin gerçekliğin üzerini örten ve ‘sahte’yi uman bir yönü olduğuna dikkat çeken Çam, şiddetin toplumsal bir olgu olduğunu ifade ederek okuru sorumluluk almaya çağırıyor.

Korkmaz Alemdar, “Anneler Ölmesin, Kadınlar Ölsün” başlıklı yazısında Özgecan Aslan cinayetine değinerek Türkiye’de kadına yönelik şiddetin artmasını AKP hükümetinin özel yaşamı tahakküm altına almasıyla bağlantılandırıyor. Alemdar kadının geleneksel rollerinin meşrulaştırıldığı siyasi söylemin egemen kılındığı günümüz Türkiye’sinde medyatik ve hukuki alanlarda yaşanan olumsuz gelişmelerin şiddet edimlerini pekiştiren bir yapıya doğru evrildiğinin altını çizerken, şiddet ikliminden kurtulma yollarının olduğunu da anımsatıyor.

Özden Cankaya, “Medya, Çocuk ve Şiddet” başlıklı yazısında kurgulanmış medya dünyasında çocuğun şiddet içerikli medya ürünleriyle yoğun bir şekilde karşılaşmasının yarattığı olumsuzlukları ele alıyor. Çocukların şiddet mağduru olarak bolca medyada temsilinin değişmesi gerektiğine işaret ediyor, medyanın çocuk odaklı habercilik ve yayın anlayışının yaygınlaştırılmasında önemli işlevler üstlenebileceğini vurguluyor. Cankaya, Medyanın sorumlu yayıncılık anlayışını ilke edinmesinin, geleceğin bireylerinin şimdinin küçük insanlarının özgür düşünme ve edimde bulunmasına katkısının yadsınamaz bir öneme sahip olduğunun da altını çiziyor.

Reklamlar