Nilgün Tutal “Kitlelerin Hayali Coşkusu/İktidarın Fallosentrik Demokrasi Anlayışı?” başlıklı yazısında 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri için AKP’nin yürüttüğü seçim kampanyasında dile gelen temaları ele alıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu’nun mitinglerde, televizyon ekranından aktarılan imgelerinde ve siyasi reklam filmlerinde kitleye, iletişime, demokrasiye, dine, geçmişe ve bugüne dair dile getirdikleri önermelerin mutlak hakikat arayışıyla ilişkisini tartışıyor. Bu tartışmayı yaparken İtalyan felsefeci Gianni Vattimo’nun “zayıf düşünce” kavramından yararlanarak modernliğin krizi ile geleneksel/dini hakikatlerin mutlak egemenlik arayışıyla siyaset sahnesine çıkışı arasında paralellikler olduğunu gösteriyor. Vattimo’ya dayanarak Türkiye’deki erkek egemen, otoriter, fallusmerkezli ve üniter bir tarih anlayışına bel bağlayan siyasi/İslami iktidarın karşısına hangi argümanlarla çıkabileceğimizin izini sürüyor.

Imaginary Joy of Masses / The Phallocentric Democratic Idea of the Government

Tutal discusses the themes used by the Justice and Development Party (AKP) in the run-up to the General Elections of June 7th, 2015.  She explores the connection between the arguments of President Erdoğan and Prime Minister Davutoğlu regarding the populace, communication, democracy, religion, the past and the present, and the quest for absolute truth as these are presented in rallies, television images and political advertisements.  Tutal bases her arguments on the concept of “weak thought” by Italian philosopher Gianni Vattimo, indicating parallels between the crisis of modernity and the appearance of traditional/religious truths on the political stage with a quest for absolute sovereignty.  She traces the arguments with which one may oppose the political/Islamic government in Turkey that relies on male-dominant, authoritarian, phallocentric and unitary history.

Korkmaz Alemdar “Yeni Bir Seçim(!) ve Tutarsızlık Örnekleri” başlıklı yazısında 7 Haziran 2015 seçimlerinin Türkiye tarihine bir tuhaflık olarak not düşüleceğine işaret ediyor. Alemdar, muhalefet partilerinin bu tuhaflığa rağmen dürüst bir seçim yapılacağına inanarak oyunun kurallarına uygun davranmalarına istinaden, olup biteni siyasi açıdan olduğu kadar iletişim perspektifinden de anlamaya çalışıyor. Siyasi partilerin ve milletvekili adaylarının birer ürünmüş gibi reklamlarının yapılmasına ironik bir eleştiri yönelten Alemdar, Türkiye’de 2002 öncesi seçim dönemlerinden ön plana çıkmış seçim reklamlarını hatırlatıp, sözü CHP’nin bu seçimlerdeki kampanyasının başarısızlığının nedenlerine getiriyor.

A New “Election” and Examples of Inconsistency

Alemdar argues that the 2015 elections will be recognized as a peculiarity in the history of Turkey.  Based on the fact that opposition parties still play by the rules under the impression that an honest election will be held despite this peculiarity, he explores the situation from the perspective of politics as well as communication.  Alemdar makes a satirical critique of “advertising” political parties and candidates as if they were commodities, reminds readers of the political campaigns made prior to the 2002 elections, and discusses the reasons for the unsuccessful campaign led by the Republican People’s Party (CHP) for these elections. 

Aydın Çam “Halkların Demokratik Seçimi” başlıklı yazısında 2015 Genel Seçimleri için partilerin yürüttüğü kampanyaları Halkların Demokratik Partisi ve Parti’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı merkeze alarak değerlendiriyor. Daha önceki seçimlerde gerçekleştirilenin aksine bağımsız adaylar yerine parti olarak seçime katılma kararı alan HDP’nin bu tercihi Türkiye demokrasisi için de son derece önemli. Bu seçimin sonucuna göre Türkiye siyasal sisteminin geri dönüşü olanaksız bir biçimde değişmesi dahi söz konusu. Parti’nin seçim sonrası alacağı/alabileceği tutuma dair bir tartışmaya girişmeden önce yüzde 10’luk seçim barajını aşıp Meclis’te temsil edilmesi –buna bağlı olarak da AK Parti’nin mevcut durumdan çok daha düşük bir temsil oranıyla yetinmesi– büyük önem taşıyor. Çam, bu koşullara bağlı olarak hem HDP’nin yürüttüğü hem de onun karşısında yer alan, eski ve yeni medyanın karakteristik özelliklerini de örnekleyen seçim kampanyalarını irdeliyor.

Democratic Election of the Peoples

Çam discusses the campaigns of the parties for the 2015 elections with a focus on the Democratic Party of the Peoples (HDP) and its Cochair Selahattin Demirtaş.  Unlike previous elections, HDP chose to take part in these elections as a party rather than individual independent candidates, which has tremendous implications for Turkish democracy.  The political system in Turkey may even be changed irreversibly depending on the outcome of these elections.  Before any discussion about the HDP’s post-election attitude and politics, it is paramount that HDP exceeds the 10% representation threshold to gain seats in the Parliament – which will lead to a massive reduction in the number of seats occupied by the AKP.  Under these circumstances, Çam explores pro- and anti-HDP election campaigns while pointing out characteristics of old and new media.

Reklamlar