Nilgün Tutal “İktidarın Bakışını Cezbetmek” başlıklı yazısında Batı’da 2. Dünya Savaşı’nın ardından doğan refah devletinin iletişim teknolojilerini yurttaşları denetlemek ve gözetlemek için kullanmaya başlamasından günümüze nasıl fişlendiğimize odaklanıyor. Devlet kendisi için tehlikeli bulduğu öznelerin denetimini asıl uğraşına dönüştürürken, piyasanın güçlü şirketleri de kendi çıkarları için aynı denetim ve gözetleme tekniklerini mükemmel bir şekilde kullanmaya yönelmiştir. Tutal yurttaşlığın boş bir gösterene dönüşmesinin talep edildiği bir çağda yaşadığımıza işaret ederek,  devletin ve şirketlerin denetleme ve gözetleme gücünü, günümüzde gittikçe yaygınlaşan internet ve sosyal ağlara gönüllü katılımımız sayesinde pekiştirdiğimizin altını çizip, soruyor: İktidarın bizi arzulamasını sağlamaktan haz mı alıyoruz? Başka şekilde haz almak olası değil mi?

Aydın Çam “Al Gözüm Seyreyle Dünyayı” başlıklı yazısında öncelikle Jeremy Bentham’ın panoptikon’unun evrilerek yüksek güvenlikli toplum ideali için bir sinoptikon’a, oradan da özellikle sosyal medyanın imkânlarıyla herkesin herkesi gözetleyebildiği bir omniptikon’a dönüşmesinin kısa tarihini ele alıyor. Çam, sadece üst otoritenin değil, bireylerin de dâhil olduğu, gözetlemenin ve gözetlenmenin gönüllü icra edildiği bir topluma dönüşümün ipuçlarını arıyor. Demokrasi ideali için bir vaat olarak sunulan internetin, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir gözetime olanak sağlayan yapısı belki de yeni bir sözleşmeyi ortaya koymayı gerektiriyor: “Eğer benim gözlerim olmasaydı, iktidar bu kadar gözü nereden bulacaktı?”

“Fişleme: Hainlik mi Hizmet mi?” başlıklı yazısında Korkmaz Alemdar öncelikle fişlemenin siyasi anlamına dikkati çekiyor. İktidarın otoriterleştiği dönemlerde farklı toplumsal, kültürel, dinî ve siyasî kesimlerden gelen insanların kimlikleri esas alınarak bir tür tehlikeliler kategorisinde kataloglandığını anımsatan Alemdar, teknolojik gelişmelerle insanlara dair her bilginin kayıt altına alınmasının izini Batı’dan verdiği örneklerle sürerken, Türkiye toplumunun bilgiyi denetleme amacıyla toplama geleneğine sahip olduğunu, ama bilgiyi iktidarın hizmetine sunmakta hiç ehilleşemediğini anlatıyor. Örneğin Nizamettin Danton’un 1930’lu yıllarda Anadolu Ajansı’na iş başvurusunda bulunurken nasıl bir giriş formu doldurduğunu belirtiyor.

web

Reklamlar