Varlık’ta Bu Ay (Haziran 2017)

Yorum bırakın

 

Dosya: Konformist Hezeyan ve Muhalif Çaresizlik – Nilgün Tutal, Tezcan Durna, Korkmaz Alemdar, Mutlu Binark, Aydın Çam

Edebiyat Gündemi: “Kuşak Kuşatması” – Sabit Kemal Bayıldıran

Yazılar: Süleyman Nesib: “Gülerdiniz Bana, Bahseyledikçe Aşkımdan” (Murat Batmankaya) − Hüseyin Ferhad Şiiri Üzerine: Alef ile Alef Arasında Bir Kronotopya (Aydın Afacan) – Robert Louis Stevenson’ın “Define Adası”nda Anlatmadıkları (Taner Ay) – Adsızlaştırılan Zaman (Feridun Andaç) − Egemen Berköz’ü Seviyorum… (Haydar Ergülen) − Sanatı Yeniden Düşünmek yahut İmgesel Dil Olarak Sanatı Tanımlama Olanağı (Bilgin Güngör) − İki Ernesto Var Küba’da… (Çiğdem Ülker) − “Dönsün Koca Dünya”yı Travmatik Yaşantılar Eşliğinde Okumak (Raşel Rakella Asal) − Türk Saz Şairlerinin Karakteristik Özellikleri (Okan Alay) − Ogün Kaymak Şiiri İçin Deep-Note (Celâl Soycan) − Yeni Şiirler Arasında (küçük İskender)

Şiir: Mustafa Köz, Oya Uysal, Atilla Birkiye, Sadık Yaşar, Arife Kalender, Hakan Güzeldere, Önder Çolakoğlu, Gökhan Bakar, Yunus Aydın

Öykü: Deniz Özbeyli, Zeynep Delav, Sibel Gögen, Nazlı Ayça Özkarahan

Varlık Kitaplığı: Vural Bahadır Bayrıl ile Söyleşi (Haluk Öner) – Bir Roman Kahramanı Orhan Veli / Haluk Oral (Hamdi Koç) – Korkuluklara Giysi Yardımı / Nilay Özer (Fırat Caner – S. F. Çanga) – Gülde Kerem Yangını – Harun Atak (Hüseyin Peker) − Metin Fındıkçı ile Söyleşi (Salih Bolat) − Basti – Intizar Husain (Büşra Bakan) − Selahaddin Eyyubi – John Man (Yaşar Öztürk) − Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) − Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Günler Geçer, Yeni Şiirler/Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

SÖNMÜŞ HAYALLER I – İKİ ŞAİR / Honoré de Balzac / Türkçesi: Yaşar Nabi Nayır

Yorum bırakın

 

Büyük Fransız romancısı Honoré de Balzac, üç ciltlik Sönmüş Hayaller’in bu ilk kitabında taşralı bir ailenin hayatını ve acılarını işliyor.

Romanın baş kahramanları Lucien Chardon ile David Séchard, iki yetenekli ve yoksul gençtir. İlki bir eczacının oğludur ve büyük bir şair olma isteğiyle yanıp tutuşur; ikincisi ise bir matbaacının oğludur ve kâğıt imal etmenin yeni bir yöntemini araştırmaktadır. Karakter, dış görünüş ve arzuları açısından bu iki dost birbirinin zıddıdır. Lucien, yakışıklılığı ve cazibesi sayesinde kasabanın aristokrat çevresine girer, orada Madame de Bargeton onun koruyucusu ve ilham perisi olur. David ise Lucien’in kızkardeşine âşıktır, kız da onu sever ve hep birlikte aile olma hayalleri kurarlar. Ancak kader, iki dostu birbirinden ayıracaktır…

Yaşar Nabi Nayır’ın özenli çevirisinin bu değerli esere ayrı bir tat kattığına inanıyoruz.

Post-Gerçek: Yeni Bir Kavram, Yeni Bir Dünya / VARLIK , Mayıs 2017

Yorum bırakın

Varlık dergisi geçen ay Geor­ge Orwell’ın 1984 isimli çok iyi bilinen romanına dayanarak değişen zaman algısını dosya ko­nusu yapmıştı. Dosyayı oluşturan ya­zılar, zamanın denetim altına alın­masından yola çıkarken, bilginin üretim biçiminin denetlenmesinin günümüzün önemli olgularından birine yeniden dönüştüğünün al­tını da çiziyordu. Bu ayki dosyamız “Post-Gerçek: Yeni Bir Kav­ram, Yeni Bir Dünya”da farklı yazarlarla kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Post-truth” bildiğiniz gibi 2016’da Oxford Sözlük tarafından yılın kelime­si seçildi; dosyamızda bu kavramı günümüz Türkiye’sinin siyasi olaylarıyla birlikte ele alarak ayrıntılı bir şekilde inceliyoruz. Politikacıların yalanı, ma­nipülasyonu, dezenformasyonu sürekli kullandığı, yalan haberlerin her tür­lü yayın organında ve özellikle sosyal medyada hızlıca yayıldığı, gerçekliğin sosyo-politik alanda önemini yitirdiği bir döneme girdik. İnanıyoruz ki dos­yamız bu yeni dönemi daha iyi anlamamızı sağlayacak çözümlemeler ve bil­giler sunuyor okurlarımıza.

Nilgün Tutal’ın “Post-gerçek: Şeytanla İmza­lanan Yeni Sözleşme” adlı yazısında totaliter rejimlerde ger­çeğin statüsü, ünlü performans sanatçısı Sonja İvekoviç’in 1979 yılında Zagrep’de gerçekleştirdi­ği Tito rejiminin gerçek karşısın­da takındığı baskıcı tutumu ele alan Triangle (Üçgen) isimli eseri incelenerek tartışılıyor. Yazı post-gerçek kavramını 1992 yılında ilk defa kullanan ünlü roman ve se­naryo yazarı Steve Tesich’in demokratik toplumlarda gerçek kavrayışının nasıl bir dönüşüm ge­çirdiğine dair düşünceleri üzerin­den ilerliyor; totaliter rejimlerde gerçeğin ifşasının yarattığı altüst oluşların, demokratik/otoriter re­jimlerin temel karakteristiğine dö­nüşen politik ve medyatik post-gerçeklik yüzünden ne dünyada ne de Türkiye’de gündem dışında kal­masının nedenlerini açıklıyor.

Söz konusu nedenlerin çetre­filliği Sarphan Uzunoğlu’nun “Keyes’in Gözünden Post-gerçek: Görmezden Gelinen Ya­lanlar Çağı” başlıklı yazısında, Ralp Keyes’in post-gerçek çağ ve toplum tartışmalarının ikinci temel kay­nağı olan The Post-Truth Era: Dis­honesty and Deception in Contemporary Life isimli kitabından yola çıkılarak açıklanıyor. Yazı Keyes’in post-gerçek toplum hakkındaki düşüncelerini hem serimliyor hem de tartışıyor. Bu esere dayanarak, insanlık tarihi boyunca karşımıza çıkan yalanın günümüzde hiçbir ahlaki kaygıya yol açmadan alenen nasıl söylenebildiğine ışık tutuyor. Politik ve medyatik post-gerçeklik yüzünden ortaya çıkan dürüstlü­ğün çöküşüne ve yalanın yükselişi­ne karşı mücadele etme yollarının neler olabileceğine dair ipuçlarına da yazıda yer veriliyor.

Orhan Şener’in “Post-gerçek Dönem: Sebepler ve Sonuçlar” başlıklı yazısı, post-gerçek konusundaki tartışmaları enformasyon çağının temel nite­likleri bağlamında tartışıyor. Sos­yal medyanın kullanıcılarını sa­dece kendi dünya görüşlerine açık platformlarda bir araya ge­tiren farklılığı dışlayıcı yapısı­nın gerçekliğin önemsizleşmesi­ne yol açtığına işaret ediyor. Yazı post-gerçek döneme neden olan üç etkeni; yani post-modern top­lum kuramlarının Aydınlanma geleneğini yerinden ederek bilgi­nin ve gerçeğin statüsünü göre­celeştirmesini; demokrasiye karşı duyulan güvenin sarsılmasını; ne­oliberal düzenin Silikon Vadisi ile ortak buluşu olan platform kapi­talizminin kâr elde edebilmek için enformasyonel alanı egemenliği altına almasını sırasıyla ele alıyor. Filtre balonu, eko-odaları ve bot gibi elektronik çağın gerçeği ye­rinden eden teknik hilelerini sa­hih bir şekilde gözler önüne seri­yor.

Korkmaz Alemdar’ın “Yalan Dünya!” başlıklı me­tni, post-gerçek toplum, çağ ya da düzen tartışmasını Türkiye bağla­mına taşırken, gerçeğin yerinden edilmesinin gazetecilik mesleğini içine düşürdüğü yeni çıkmazlara dikkat çekiyor. Amerika menşe­li post-gerçek çağ kavramının ba­sının özgürlüğünün, kamuoyunu aydınlatmasının, iktidarı denetle­mesinin gökkubbede hoş bir seda­ya dönüşmüş olmasının yeni adı olduğunu vurguluyor. Yazı Varlık okuruna Yakup Kadri’nin Hüküm Gecesi adlı romanının kahramanı gazeteci Ahmet Kerim’e söylettiği “Amme efkârı bunların birinde ha­kikat ihtiyacını, diğerinde aşk ihti­yacını tatmin ettiğine inanır. Hal­buki fahişenin verdiği aşk ne kadar samimi ise gazetecinin söylediği hakikat de o derece doğrudur” söz­lerini anımsatıyor. Ve Yakup Kad­ri bugün yaşasaydı, yalan dolan (post-gerçek) gazeteciliğinin re­vaçta olduğunu fark edip, bedenini satan fahişeye onu gazeteciyle kar­şılaştırarak yaptığı haksızlığı kabul ederdi, diyor.

“Sahtenin ‘S’si” başlıklı, Aydın Çam imzalı son ya­zı post-gerçek çağ tartışmalarını güncel açılımlarının ötesine geçe­rek sinema alanına taşıyor. Orson Welles’in, 1973’te gerçekleştirdiği, iç içe geçen bir dizi sahtekârı ve onların öyküsünü içeren Vérités et Mensonges (Gerçekler ve Yalan­lar) ya da yaygın olarak F for Fa­ke (Sahtenin “S”si) adıyla bilinen belgeselini ele alıyor. Medyatik ve akademik ilginin merkezine hızla yerleşen post-gerçek tartışmalarına sinemadan bir örnekle değinen ya­zı, bize hakikat ve yalana dair çok şey söyleyebileceği vaadini taşıyor. Neyin hakiki, neyin sahte oldu­ğuna karar vermenin giderek ola­naksızlaştığı bir dönemde, sahte­nin –ve de yalanın– işlevlerine dair farklı biçimlerde düşünmemizin yolunu da açıyor.

(Bu metin Nilgün Tutal’ın dosya giriş yazısından derlenmiştir.)

%d blogcu bunu beğendi: