Varlık dergisinin Ağustos 2017 sayısının dosya konusu: “İkinci Yeni’den toplumcu şiire Kemal Özer”

Yorum bırakın

İkinci Yeni’den toplumcu gerçekçiliğe en usta şairlerimizden Kemal Özer, dergici, yayıncı, çevirmen kimlikleriyle, kaleme aldığı anı, gezi, günlük, çocuk kitaplarıyla, hazırladığı derlemelerle… çokyönlü bir edebiyat adamıydı. Ayrıca Şubat 1983 – Mayıs 1990 tarihleri arasında Varlık dergisi genel yayın
yönetmenliğini de üstlenmişti. Bu ayki dosyamızda Şeref Bilsel, Refik Durbaş, Nihat Ateş, Enver Topaloğlu, Cengiz Kılçer ve Murat Karacan “çağının tanığı, halkının sesi”, “yeni bir bugünün şairi” Kemal Özer’in şiirlerini, edebiyatımızın toplumsal hafızasını hangi açılardan genişlettiğini inceliyorlar.

Kemal Özer (1935, İstanbul – 30 Haziran 2009, İstanbul) dosya­sı, şairin poetikasında önemli yer tutan ve bugün daha fazla ihti­yaç duyduğunuz vicdan, tutarlı­lık, anlam, gerçeklik kavramlarını yeniden gündemimize getiriyor. Kemal Özer uzun yıllar Cum­huriyet gazetesinde ‘düzeltmen’ kadrosunda çalıştı. Okuyacağı­nız dosyadaki yazılardan üçünün müellifi de –Refik Durbaş, En­ver Topaloğlu, Nihat Ateş– uzun yıllar aynı kadroda görev yaptı.

Usta şair Refik Durbaş, Kemal Özer’i bize sadece şair cep­hesinden anlatmıyor, düzyazıdaki ustalığını, dergiciliğini, hatta koyu Beşiktaş taraftarlığını da içtenlikle anlatıyor. Ve tabii Gül Yordamı ile ilk karşılaşmasını da…

Enver Topaloğlu, Kemal Özer’in adeta doğduğu ev olan İkinci Yeni’den hareketle hangi duraklardan geçtiğini, siyasal de­ğişimiyle beraber şiirinin nasıl ev­rildiğini –kitaplara dair notlar dü­şerek– görünür kılmaya çalışıyor.

Cengiz Kılçer; Kemal Özer’in şiir üzerine düşüncelerini, şiire ba­kış açısının zamanla nasıl değişti­ğini kaynaklar göstererek işliyor. Özer’in İkinci Yeni ve toplumcu şi­irdeki önemine eğiliyor.

Kemal Özer şiirini yakından bilen, kitabının editörlüğünü yap­mış Nihat Ateş, Özer şiirinin in­sanla, zamanla kurduğu bağı ve şiirindeki belirgin unsurları yakını­mıza getiriyor.

Bu dosyadaki en hacimli yazı Murat Karacan’a ait. Kemal Özer şiirinde insanı, mekânın yerini, bağlılığı, bütünlük anlayışını, şiir­sel yapının sağlamlığını ve şairin kullandığı yerli-yabancı şiir form­larını örnekler üzerinden kaleme alıyor.

Umarız, bu kısıtlı dosya çalış­ması Kemal Özer’i ve şiirini gün­demimize getiren ve özellikle genç kuşakların yakından görebileceği bir mesafeye taşıyan farklı çalışma­lara da vesile olur.

 

Reklamlar

Varlık’ta Bu Ay (Ağustos 2017)

Yorum bırakın

 

Dosya: İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire Kemal Özer – Şeref Bilsel, Refik Durbaş, Nihat Ateş, Enver Topaloğlu, Cengiz Kılçer, Murat Karacan

Yazı: Friedrich Nietzsche ve Torino Atı (Taner Ay) – Sera Toplumunda Çöl Olmak ya da Kayıtsızlığın Aç Bırakılmış Toprağı Üzerine (Hüseyin Köse) – Anlatılar (Sezer Duru) – Neden Şiir Okuruz (Haydar Ergülen) – Safvetî Ziya: “Kalbimi Parçaladınız, Yırttınız da Bir Şey Diyemedim” (Murat Batmankaya) – Sol Yolculuğun Yas ve Melankoli Bağlamında Sorgulanışı (Halûk Sunat) –  “Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey”de “Dünya Çok Büyük, Zaman Çok Geniş” (Özge Emre) – Tuğrul Tanyol Şiirinin Temel Dinamikleri Bağlamında: “Ansızın Yaz” (Sinan Bakır) – Sevgi Soysal ve “Tutkulu Perçem”deki Kadınlar  (Duygu Kankaytsın) – Yeni Şiirler Arasında (küçük İskender)

Şiir: Tahir Abacı, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Betül Dünder, Kadir Aydemir, Cenk Gündoğdu, Olcay Özmen, Anıl Cihan, Efe Duyan, Şeyda Üzer, Nazan Şahin, Işıl Salman, Gökhan Bakar

Öykü: Belma Fırat, Leylâ Çapan, Zeynep Gülçin, Ayşe Asrın Yılmaz, Said Coşar

Söyleşi: Feridun Andaç ile Has­sas Kalp Hikâyeleri üzerine (Yunus Bekir Yurdakul)

Varlık Kitaplığı: Belki Yarın / Jale Sancak (Tülay Akyol) – Karaço / Hüseyin Yurttaş (Ahmet Günbaş) – Sahiden Hikâye / Kemal Varol (Beyza Selen Çavuş) – Küçük Şeyler Mevsimi / Çiğdem Sezer (Beytullah Kılıç) – Sev Diyebiliriz Hâlâ / Mine Ömer (Nezihe Altuğ) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Geçmiş Zaman Tesellileri, Günler Geçer, Yeni Şiirler/Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Varlık dergisinin Temmuz ayı dosya konusu: Animasyonlardaki Genç Kız Figürleri ve Queerliğin Arzu Ufukları

Yorum bırakın

Dosyanın Aydın Çam imzalı ilk yazısı “Dayak”, animasyonlar­daki dişil yüzlerin günümüzdeki durumunu ele alan diğer yazılara bir giriş niteliği taşımakta. Çam’a göre büyük ustaları istisna kabul edecek olursak, canlandırma sine­masının, animasyonun ya da çizgi filmin genel anlatı yapısı, ele aldı­ğı temalar ve öykülediği karakter­ler ana-akım kurmaca filmlerle ko­şutluk içindedir. Çam yazısında tıpkı kurmaca sinemanın kendisi gibi, canlandırma sinemasının da öznenin kendini konumlandıra­cağı tektipleşmiş ve rutine dönüş­müş bir dünya tasavvurunun biliş­sel haritalarını oluşturduğunu öne sürüyor. Hollwood yapımı animas­yonlar ile Türkiye menşeli animas­yonlara toplumsal cinsiyete dair bi­lişsel haritaları nasıl inşa ettiklerini çözümlemek için yakından bakı­yor.

“Yerel Masalların Hollywood Yüzü: Disney Animasyonlarında Sözde-özgür Yeni Prenses Figür­leri” başlıklı yazısında Cemre Yıl­maz, toplumsal cinsiyetin değişen ama bir şekilde de egemen erkek düzenini yeniden inşa eden son dönem filmlerini daha özgül ör­nekleriyle çözümlüyor. Yılmaz’a göre Disney’in ürettiği animas­yonlar geçmişten farklı olarak er­gen genç kızların yaşamlarını ko­nu ediyor. Yılmaz bu dönüşümün aldığı biçimi, Walt Disney Stüdyo­ları’nın ürettiği ve gişe rekorları kı­ran, kahramanı kadın olan filmleri ele alarak göstermeyi deniyor.

Hollywood ve Türkiye sinema­sının animasyonlarında kadınlık ve erkeklik rolleri geleneksel kodlarla yeniden üretilirken, bunların karşı­sında farklı dişil bir evrenin var ola­bileceğini göstermek üzere Nilgün Tutal, “Hayao Miyazaki’nin Di­şil Evreni” başlıklı yazısında ünlü animasyon ustası Japon yönetmen Hayou Miyazaki’nin filmlerini ve filmlerinde kahramanlaştırdı­ğı genç/ergen kızların hikâyelerini nasıl kurguladığını ele alıyor. Tu­tal, Miyazaki’nin filmlerinin var olan cinsiyetçi ve doğa düşmanı modern sisteme karşı sanatsal/kül­türel bir direniş olarak okunabile­ceğini savunuyor. Yazısında Kiki Küçük Cadı (1989) filminin üstün­de, filmde cadılığın tarihsel olarak toplumu tehdit eden bir yabanıllık olarak inşa edilmesini tersine çevi­ren bir hikâyenin anlatılması nede­niyle biraz daha fazla duruyor.

Dosyanın son yazısı Rahmi Öğdül’ün “Sünger Bob Üzeri­ne Aykırı Düşünceler” başlıklı ya­zısı. Dosyanın ilk üç yazısı ani­masyon filmlerindeki genç/ergen kızların temsilini feminist bakış açısından ele alıyor. Öğdül’ün ya­zısı ise ilk üç yazının açtığı patika­lardan geçerek yolculuğun yönü­nü Sünger Bob ve arkadaşlarının yaşadığı Bikini Bottom’a çeviriyor. Öğdül toplumsal cinsiyet tartışma­larına Gilles Deleuze ile Judit But­ler’ın düşün dünyasından esinle­nerek yeni açılımlar kazandırıyor. Sünger Bob’un geçirgen ve akışkan bedeninin akışkanlıkları artık yok edilmiş bedenlere söyleyecek sö­zü olduğunu belirtiyor. Cinsiyetsiz olduğu ölçüde queer sayılabilecek Sünger Bob’un kendini yeni akış­lara ve karşılaşmalara teslim etme­sinin açacağı yeni toplumsal olu­şumlara dikkati çekiyor. Tüketim toplumunun sürekli tatmin etme­ye çalıştığı haz ile arzu arasındaki farkı açıkça göstererek, bizi geçi­ci hazlardan vazgeçip Deleuze’ün lügatinde önemli bir yeri olan “ar­zu devrimi”ne katılmaya çağırıyor.

Çağrıya kulak verebileceklere iyi okumalar.

(Nilgün Tutal’ın dosya giriş yazısından)

%d blogcu bunu beğendi: