Varlık dergisinin Eylül 2017 sayısının dosya konusu “AKP ve Kültürel İktidar”

Yorum bırakın

Referandum sonuçlarının açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir yandan AKP’nin “metal yorgunluğu” saptamasıyla politik alana dahil olmasını sağlayan stratejileri yeniden uygulamaya başlamanın önemine dikkat çekerken, diğer yandan ülkede radikal bir değişimi gerçekleştirmiş olmalarına rağmen hâlâ kültürel iktidarın ellerinde olmadığına vurgu yapmıştı. Erdoğan’ın bu iki vurgusu politik alanda hegemonyayı ele geçiren siyasal İslam’ın kültürel alanda aynı gücü niye ele geçiremediğini ve kültürel sermaye bakımından neden yoksul olduğunu sorgulayan ve tartışan yazıların yazılmasını beraberinde getirdi.

Varlık dergisinin bu sayısını AKP örgütlenmelerinde gerçekten bir metal yorgunluğu olup olmadığını, böylesi bir yorgunluk varsa neye işaret ettiğini ve AKP’nin simgesel üretim alanında egemen olma arzusunun ne demek olduğunu anlamaya ve açıklamaya ayırdık.

Dosyanın ilk yazısı Türkiye’nin kültürel “değişim” yoluna sokulmaya çalışıldığı son yılların tarihsel bir perspektiften bakınca ne anlama geldiği sorusuna yanıt arıyor. Korkmaz Alemdar “Kültür ya da Hars: Her Neyse!” ünlemli yazısında ekonomik gücü ele geçiren AKP’nin kültürel iktidar alanını egemenliği altına almak için yaptığı açıklamalar ve giriştiği uygulamaların AKP’nin ne tür bir iktidar kavrayışına sahip olduğunu açıkça gösterdiğini, ama bu anlayışı gerçekleştirecek aktörlerin söyleneni sorgulamadan yerine getirenlerden seçilmesinin hemen hepimize zarar verdiğini ileri sürüyor. Alemdar, AKP iktidarının kültür projeleriyle Kemalist kültür projelerini karşılaştırarak, Kemalizm’in toplumsal değişimleri gerçekleştirmek için öncelikle insana yatırım yapmış olduğunu anımsatıyor.

Alemdar’ın başlattığı bu tartışma izleyen yazıda devlet aygıtının kendisini var etmesinde simgesel şiddetin rolünün öneminin altını çiziyor. “Pro Patria Mori ve Obsequium” başlıklı yazısında Nilgün Tutal, Pierre Bourdieu’nün ‘devletin fiziki şiddet tekelini simgesel şiddet tekeli meşru kılar’ düşüncesine dayanarak önce AKP’deki “metal yorgunluğu” saptamasını, kültürel iktidar ‘yoksunluğu’ serzenişi bağlamında ele alıyor. AKP ve “sosyal/kültürel iktidar” arayışını, kültürün nasıl bir iktidar tarzına denk düştüğü, Erdoğan’ın ne demek istediği ve AKP’nin sahip olamadığı şeyin ne olduğu sorularıyla ele alan Murat Belge, Ahmet İnsel, Tanıl Bora, Yusuf Kaplan ve Hilmi Yavuz’un yazılarında öne sürdüğü argümanları hem serimliyor hem simgesel üretim bağlamında tartışıyor.

Bu tartışma Umut Bedir’in “AKP İktidarında Medeniyet Perspektifi ve Sivil Toplumun Rolü” başlıklı yazısında AKP’nin sivil toplumla ilişkisi bağlamında sürüyor. Bedir, AKP’nin kültür ve kimlik politikalarının ‘Sünni İslam’, ‘Türklük’ ve ‘Osmanlı mirası’ gibi öğelerle ‘medeniyet perspektifine’ nasıl dayandırıldığını ele alıyor. Söz konusu medeniyet perspektifinin inşasında ve bu perspektifle uyumlu öznelerin, kültürel sonuçların üretiminde sivil toplumun rolünün önemine değiniyor.

AKP ve kültürel iktidar arasındaki bağın sorgulanması, İslamcı muhafazakârlığın ‘alternatif’ kültürel içerikler üretme ve kültürel alanda kendisine yer açma gayesinin önemli ayaklarından biri olan sinema ve dizilerle medyatik ve popüler kanaat üretme alanına taşınıyor. AKP’nin dünya görüşünü İslami dogmalarla kitlesel bir izleyiciye ulaştıran dizi ve filmleri “Etik ve Estetik” başlıklı yazısında inceleyen Aydın Çam ‘milli’, ‘yerli’  ve ‘bu topraklara özgü’ gibi etiketlerle piyasaya sunulan popüler kültür ürünlerinin Türk sinema geleneği içindeki yerini tartışmaya açıyor.

Popüler kültür ürünlerinin ideolojik işlevlerinin çözümlenmesi, AKP yanlısı medya gruplarının 2013 yılından sonra çıkardığı Lacivert, Cins, Hacamat ve Misvak gibi karikatür dergilerinin incelenmesiyle genişliyor. Emre Tansu Keten “İslamcı Popüler Kültür ve Mizah Dergileri”ni ele aldığı yazısında, bu dergilerin AKP’nin Gezi sürecinde etkili olduğunu gördüğü Ot, Leman ve Penguen gibi dergilere alternatif bir anlayış üretmek için çıkarıldığını söylüyor ve üstlendikleri misyonu betimliyor.

Son günlerde yaşadığımız, insan hakları savunucularından akademisyenlere ve gazetecilere yönelik şiddetin her an konuya olgusal bir yenilik katması nedeniyle zihnimizin dağıldığı bir döneme denk düşen bu dosyada, dilimiz döndüğünce ekonomik, eğitimsel, kültürel, toplumsal ve simgesel iktidar alanlarının geçirmekte olduğu dönüşüme yakından bakmaya çalıştık. Dileriz, bu konuya küçük de olsa bir katkımız olur.

Nilgün Tutal

Reklamlar

Varlık’ta Bu Ay (Eylül 2017)

Yorum bırakın

 

Dosya: “AKP ve Kültürel İktidar” – Nilgün Tutal, Korkmaz Alemdar, Umur Bedir, Aydın Çam, Emre Tansu Keten

Edebiyat Gündemi: “Çağdaşımız Türkân Yeşilyurt” – Emel Kaya, Aydanur Saraç

Yazı: Monarşizm Yanlısı Bir Reformcu: Puşkin (Taner Ay) – Sevim Burak: O, Anlaşılması Güç Seslerin Sahibi (Hanife Altun) –  “Sevenlerin Kavmine İniyor Gözlerim” (Feridun Andaç) – Sanatta Değişen Eğilimler: Yüksel Arslan ve Adnan Özyalçıner (İnci Aydın) – Sol Melankoli Kime Ne Söyler? (Halûk Sunat) – Yıllardır Ölemeyen Şiir ya da Yaşayan Ölü (Mehmet Can Doğan) – Sabri Soran: “Dolaştım Sokaklarda, Aç ve Cebi Boş” (Murat Batmankaya) –  “Ben Ali Özgür Özkarcı Beni Sevmeseniz de Olur” (Şerif Mehmet Uğurlu) – Yeni Şiirler Arasında (küçük İskender) – Yeni Öyküler Arasında (Nalan Barbarosoğlu)

Şiir: Metin Cengiz, Haydar Ergülen, Alper Çeker, Necip Yıldız, Nilgün Emre, Fırat Polat, Ahmet Akın

Öykü: Ali Turgay Karayel, Bünyamin Şakar, Aslı Tirali

Desen: G. Öykü Doğan

Varlık Kitaplığı: Baharat Ülkesinin Hazin Tarihi / Erendiz Atasü (Feride Sabuncuoğlu) – Ve Yokmuş / Handan Gökçek (Hülya Soyşekerci) – Herkes Kırılır / Melike İnci (Başak Baysallı) – Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigory Petrov (Yaşar Öztürk) – Venüslü Kadınların Serüvenleri / Sevgi Soysal (Büşra Bakan) – Tansu Bele ile Söyleşi (Hande Sonsöz) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Geçmiş Zaman Tesellileri, Yeni Şiirler/Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

TAŞRALI BİR BÜYÜK ADAM PARİS’TE / Honoré de Balzac

Yorum bırakın

 

(Sönmüş Hayaller II)

Büyük Fransız romancısı Balzac, üç ciltlik Sönmüş Hayaller’in ikinci cildinde ünlü bir yazar olma hayalleri kuran Lucien’in, kendisini koruyup kollayan büyük aşkıyla taşradan Paris’e kaçtıktan sonra edebiyat cumhuriyetinde başından geçenleri anlatıyor.

Kısa sürede birbirlerini hayal kırıklığına uğratan iki sevgili ayrılırlar. Varını yoğunu hovardaca giyim kuşamına harcayan Lucien sefalete sürüklenir. Mizacı gereği kısa yoldan başarıya ulaşmaya heves eden şair, uyarılara kulak asmayarak gazetecilik hayatına atılır, bir aktrisi metres edinir ve onunla birlikte yüklü borçlara girer. Güzelliği ve yeteneğiyle birdenbire parlar, ancak çevresindeki kıskanç insanların çevirdiği dümenler yüzünden edebi alanda istediği başarıya bir türlü ulaşamaz ve kendisini bekleyen hazin sona adım adım yaklaşır.

XIX. yüzyıl Paris’inde, sefahat içinde yaşayan soylu kibarlar ile köhne bir otel odasında kalan ve çalışmalarıyla şöhrete ulaşanlar arasındaki karşıtlığı, ayrıca kitapçılık ve gazetecilik işinde dönen türlü entrikaları zengin tasvirlerle ortaya koyan bu değerli eseri Yaşar Nabi Nayır’ın özenli çevirisinden okuyacaksınız.

Gamze Arslan’ın “Çerçialan”ı 3. baskısıyla yeni okurlarıyla buluşuyor

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: