Referandum sonuçlarının açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir yandan AKP’nin “metal yorgunluğu” saptamasıyla politik alana dahil olmasını sağlayan stratejileri yeniden uygulamaya başlamanın önemine dikkat çekerken, diğer yandan ülkede radikal bir değişimi gerçekleştirmiş olmalarına rağmen hâlâ kültürel iktidarın ellerinde olmadığına vurgu yapmıştı. Erdoğan’ın bu iki vurgusu politik alanda hegemonyayı ele geçiren siyasal İslam’ın kültürel alanda aynı gücü niye ele geçiremediğini ve kültürel sermaye bakımından neden yoksul olduğunu sorgulayan ve tartışan yazıların yazılmasını beraberinde getirdi.

Varlık dergisinin bu sayısını AKP örgütlenmelerinde gerçekten bir metal yorgunluğu olup olmadığını, böylesi bir yorgunluk varsa neye işaret ettiğini ve AKP’nin simgesel üretim alanında egemen olma arzusunun ne demek olduğunu anlamaya ve açıklamaya ayırdık.

Dosyanın ilk yazısı Türkiye’nin kültürel “değişim” yoluna sokulmaya çalışıldığı son yılların tarihsel bir perspektiften bakınca ne anlama geldiği sorusuna yanıt arıyor. Korkmaz Alemdar “Kültür ya da Hars: Her Neyse!” ünlemli yazısında ekonomik gücü ele geçiren AKP’nin kültürel iktidar alanını egemenliği altına almak için yaptığı açıklamalar ve giriştiği uygulamaların AKP’nin ne tür bir iktidar kavrayışına sahip olduğunu açıkça gösterdiğini, ama bu anlayışı gerçekleştirecek aktörlerin söyleneni sorgulamadan yerine getirenlerden seçilmesinin hemen hepimize zarar verdiğini ileri sürüyor. Alemdar, AKP iktidarının kültür projeleriyle Kemalist kültür projelerini karşılaştırarak, Kemalizm’in toplumsal değişimleri gerçekleştirmek için öncelikle insana yatırım yapmış olduğunu anımsatıyor.

Alemdar’ın başlattığı bu tartışma izleyen yazıda devlet aygıtının kendisini var etmesinde simgesel şiddetin rolünün öneminin altını çiziyor. “Pro Patria Mori ve Obsequium” başlıklı yazısında Nilgün Tutal, Pierre Bourdieu’nün ‘devletin fiziki şiddet tekelini simgesel şiddet tekeli meşru kılar’ düşüncesine dayanarak önce AKP’deki “metal yorgunluğu” saptamasını, kültürel iktidar ‘yoksunluğu’ serzenişi bağlamında ele alıyor. AKP ve “sosyal/kültürel iktidar” arayışını, kültürün nasıl bir iktidar tarzına denk düştüğü, Erdoğan’ın ne demek istediği ve AKP’nin sahip olamadığı şeyin ne olduğu sorularıyla ele alan Murat Belge, Ahmet İnsel, Tanıl Bora, Yusuf Kaplan ve Hilmi Yavuz’un yazılarında öne sürdüğü argümanları hem serimliyor hem simgesel üretim bağlamında tartışıyor.

Bu tartışma Umut Bedir’in “AKP İktidarında Medeniyet Perspektifi ve Sivil Toplumun Rolü” başlıklı yazısında AKP’nin sivil toplumla ilişkisi bağlamında sürüyor. Bedir, AKP’nin kültür ve kimlik politikalarının ‘Sünni İslam’, ‘Türklük’ ve ‘Osmanlı mirası’ gibi öğelerle ‘medeniyet perspektifine’ nasıl dayandırıldığını ele alıyor. Söz konusu medeniyet perspektifinin inşasında ve bu perspektifle uyumlu öznelerin, kültürel sonuçların üretiminde sivil toplumun rolünün önemine değiniyor.

AKP ve kültürel iktidar arasındaki bağın sorgulanması, İslamcı muhafazakârlığın ‘alternatif’ kültürel içerikler üretme ve kültürel alanda kendisine yer açma gayesinin önemli ayaklarından biri olan sinema ve dizilerle medyatik ve popüler kanaat üretme alanına taşınıyor. AKP’nin dünya görüşünü İslami dogmalarla kitlesel bir izleyiciye ulaştıran dizi ve filmleri “Etik ve Estetik” başlıklı yazısında inceleyen Aydın Çam ‘milli’, ‘yerli’  ve ‘bu topraklara özgü’ gibi etiketlerle piyasaya sunulan popüler kültür ürünlerinin Türk sinema geleneği içindeki yerini tartışmaya açıyor.

Popüler kültür ürünlerinin ideolojik işlevlerinin çözümlenmesi, AKP yanlısı medya gruplarının 2013 yılından sonra çıkardığı Lacivert, Cins, Hacamat ve Misvak gibi karikatür dergilerinin incelenmesiyle genişliyor. Emre Tansu Keten “İslamcı Popüler Kültür ve Mizah Dergileri”ni ele aldığı yazısında, bu dergilerin AKP’nin Gezi sürecinde etkili olduğunu gördüğü Ot, Leman ve Penguen gibi dergilere alternatif bir anlayış üretmek için çıkarıldığını söylüyor ve üstlendikleri misyonu betimliyor.

Son günlerde yaşadığımız, insan hakları savunucularından akademisyenlere ve gazetecilere yönelik şiddetin her an konuya olgusal bir yenilik katması nedeniyle zihnimizin dağıldığı bir döneme denk düşen bu dosyada, dilimiz döndüğünce ekonomik, eğitimsel, kültürel, toplumsal ve simgesel iktidar alanlarının geçirmekte olduğu dönüşüme yakından bakmaya çalıştık. Dileriz, bu konuya küçük de olsa bir katkımız olur.

Nilgün Tutal

Reklamlar