Dosya: “Sanatın Sonundan Sonra” – Nilgün Tutal, Rahmi Öğdül, Derya Bayraktaroğlu, Bülent Tuğcu, Özgür Yaren, Korkmaz Alemdar

Post-gerçek dönemde sanatın durumu ve toplumda nasıl algılandığı, sanatçının konumu tartışılan meseleler arasında. Sanat ile sanat olmayan arasındaki ayrım gerçekten ortadan kalktı mı? Güncel sanat mı diyeceğiz, çağdaş sanat mı? Sanat, karanlığını, kendine özgü gizemini yitirdi mi? Kavramsal sanat bize ne kazandırdı? Hâlâ sanatın toplumsal işlevinden bahsedebilir miyiz? Bu ay, Arthur C. Danto’nun ünlü kitabının adını dosyamıza başlık seçtik ve yazarlarımızı “Sanatın Sonundan Sonra” ne durumda olduğumuzu tartışmaya çağırdık. Nilgün Tutal, Rahmi Öğdül, Derya Bayraktaroğlu, Bülent Tuğcu, Özgür Yaren, Korkmaz Alemdar kaleme aldıkları yazılarında bize yepyeni perspektifler sunuyorlar.

Sanat Karanlığını Yitirmiştir – Rahmi Öğdül
Rahmi Öğdül, dosyamızın ilk yazısı “Sanat Karanlığını Yitirmiştir”de post-sanat konusunu
etraflıca inceliyor ve “sanat ya da biz tükendik” diyor. Öğdül’e göre post-sanat sanatçının yok oluşuna tanık olduğumuz bir sanat. Yazıda post-sanatla sanatçının ve sanatın içine girdiği çıkmazlar tartışılıyor. Çıkmazdan kurtulmanın sanatsal örnekleri yok değil; Kazimir Maleviç’in Siyah Kare isimli eseri, Louis Daguerre’ın uzun pozlamalı fotoğraf anlayışı, Slovenyalı sanatçı kolektifi IRWIN’ın Black Square on the Red Square eserinin iktidarın simgesi Kızıl Meydan’a müdahalesi.

Postmodernizm Ötesi, Bir İş Dünyası Gurusu Olarak Sanatçı ve Trans-Ütopya – Derya Bayraktaroğlu
Derya Bayraktaroğlu, Rahmi Öğdül’ün post-sanatı en olumsuz yanlarıyla tartıştığı ve çözüm önerileri sunduğu yazısını olumlu anlamda tamamlayıcı bir tartışmayla dosyaya katılıyor. “Postmodernizm Ötesi, Bir İş Dünyası Gurusu Olarak Sanatçı ve Trans-Ütopya” başlıklı yazıda sanatın ticarileşmesinin eleştirisi sürüyor. Yazıda kavramsal sanat takipçilerinin yeni iletişim teknolojilerini kullanma becerileriyle ellerini güçlendirip sanat aktivistlerine dönüşebildiklerinin altı özellikle çiziliyor.

Sanatın mı Erotizmin mi Sonu? – Nilgün Tutal
Nilgün Tutal “Sanatın mı Erotizmin mi Sonu?” başlıklı yazısında genç ressam Hüseyin Rüstemoğlu’nun eserlerini inceliyor. Ressamın eserinde beden, zaman, mekân, mahremiyet arasında kurduğu bağlara odaklanıyor. Modernist estetiğin cinsellik üzerindeki baskıları bertaraf etmek için icat ettiği erotizmin, modern (sonrası) sanatta yerini niye bulamadığını tartışıyor.

Sevişen Bedenle Düşünmek – Bülent Tuğcu
Bülent Tuğcu “Sevişen Bedenle Düşünmek” başlıklı yazısında Türkiye’de son yıllarda epey ses getiren sanatçılardan Şükran Moral, Erinç Seymen, Canan ve Taner Ceylan’ın çalışmalarını ele alıyor. Her bir sanatçı farklı biçimlerde toplumsal tabularla eserleri aracılığıyla mücadele ediyor. Moral Amemus’ta sevişmeyi kamusal alana taşıyor. Canan, Şeffaf Karakol’da bedenin sahibi tarafından ihbar edilmesini görünür kılıyor. Taner Ceylan Ball’da homo-erotizmle ve onu seyredenlerle bedensel deneyim ve bakışın dikizciliğini sorguluyor. Erinç Seymen eleştirinin okunu hetero-normatif ilişkilere yöneltiyor. Tuğcu’nun
deyimiyle bu dört sanatçının “yapıtını izleyicisinin yorumundan ve kendi dünyasından tüyolar veren bir mahremiyet alanı olarak düşünebiliriz.

Post-Sinema Çağına Henüz Girmedik mi? /Sinemanın Krizi ve Post-Sinema Tartışmaları – Özgür Yaren
Post-sanat tartışması post-sinemanın neye denk düştüğüne aranan cevaplarla Özgür Yaren’in
“Post-Sinema Çağına Henüz Girmedik mi? Sinemanın Krizi ve Post-Sinema Tartışmaları” yazısında sürüyor. Yaren yazısında sinemanın krizde olduğu ve sonunun geldiği türünden aceleci tanılara karşı tarihsel bir perspektife dayanarak bu tanıların “melodramatik aşırılığını” yumuşatmaya yöneliyor. Yaren, her yeni teknolojik buluşla keşfedilen yeni bir iletişim aracının kendisinden önceki iletişim aracının sonunu getireceği şeklindeki tartışmaları, sinemanın sonu hakkında son yıllarda yeniden dile getirilen kaygı ve umutları teknolojik güncelliğimiz bağlamına taşıyarak güncelliyor.

Sanatın Vazgeçilmezliğini Anlamak – Korkmaz Alemdar
Korkmaz Alemdar’ın “Sanatın Vazgeçilmezliğini Anlamak” başlıklı yazısında, Varlık dergisinin Mayıs 2017 sayısında ele aldığımız gerçek-sonrası çağ tartışmaları,
Türkiye’de sanatın toplumsal işlevini üstlenmekte karşılaştığımız sorunların gözden geçirilmesiyle sürüyor. Yazı bir ulusun ulus olabilmek için sanatçılarına ne kadar
ihtiyaç duyduğunun; Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının ülkeyi ekonomik, politik, kültürel ve
toplumsal bir bütün olarak çağdaşlaştırma projesinin insan malzemesindeki (sanatsal ve düşünsel) kalitenin yetersizliği nedeniyle yoluna devam edemediğinin altını çiziyor.

Reklamlar