Son yıllarda sağ kesimden bazı yazarların gündemden düşürmedikleri bir mesele var: “kültürel iktidar”. Biz de geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkede radikal bir değişimi gerçekleştirmiş olmalarına rağmen hâlâ kültürel iktidarın ellerinde bulunmadığını dile getirmesi üzerine Varlık’ın Eylül sayısında “AKP ve Kültürel İktidar” dosyası hazırlamıştık. Bu sayımızdaki Kültür Gündemi köşemizde Selçuk Orhan, perspektifi biraz daha derinleştiriyor, İslamcı yazarların kültürel iktidarı nasıl sorunsallaştırdığını tartışıyor.

Aslında meselenin İslamcı yazarlar açısından tarihi eskilere dayanıyor. Onların bu konudaki tüm fikirlerini tek bir çuvala koyup eşitlemek doğru olmaz, ancak ilk bakışta dikkatimizi çeken hattı aktaralım: Siyasi iktidara göre yavaş el değiştiren kültürel iktidar hâlâ Batılılaşma yanlısı bir seçkinci kitlenin (“sol”un veya “Kemalist beyazlar”ın) elindedir ve devrilmesi gerekir.  Buluştukları payda halkın beğenisi, yerel olanın yüceltilmesi, Batı karşıtlığı. Neden Batı karşıtlığı? Çünkü bizim bu ülkede modernleşme dediğimiz şey Batılılaşma. Peki Türkiye’de örneğin edebiyat tarihi nasıl yazılıyor? Toplumsal modernleşme (Batılılaşma) çizgisinde. Vesaire.

Geçmişte ve günümüzde kimi şair-yazarların, sanatçıların İslamcı oldukları için görmezden gelindiği gerçeğini ihmal edemeyiz. İslamcı şairleri, yazarları ve çıkardıkları dergileri de hesaptan düşemeyiz. Ama bugün bazılarının hem iktidarda olup hem de mağdur edebiyatı yapmasının, bir yandan da kültürel iktidar talep etmesinin bir açıklaması olmalı.

Gerçekten bir kültürel iktidar var mı? Yoksa bu adlandırma bir yalanı, boşluğu, kısırlığı örtmeye mi yarıyor? Onyıllardır muhafazakâr partilerce yönetilen Türkiye’de sol düşünce kültür alanında nasıl bir imtiyaz sahibiydi? Hangi davanın şairleri, yazarları sürüldü, cezaevlerinde ömürlerini tüketti? Diğer yandan, kültürel iktidarı Kemalistlerle tarif etmek resmî tarihe muhalif olarak gelişen edebiyat ve sanatımızı çöpe atmanın en kolay ve haksız yolu değil mi? İktidarı destekleyen televizyonlarda, gazetelerde köşeleri tutup, belediyelere bağlı kültür merkezlerinde programlar düzenleyip, yani solun hiçbir zaman oturmadığı bir tahta yerleşip “Buralarda bir zamanlar siz vardınız ve halkı aldatıyordunuz,” diyorlar. Gelelim kültürel iktidarı Batılılaşma / modernleşme çizgisinde açıklayanlara. Belki de en anlaşılır şeyi onlar söylüyorlar, ama bu ülkede hiç kimse Batılılaşmamış gibi yapamaz. Milliyetçilik ve İslamcılık bile Batı etkisinin sonuçlarıdır.

Öyleyse içinde bulunduğumuz puslu havada bu kültürel iktidar belirlemesinin kimin çıkarına nasıl hizmet ettiğine bakmamız gerek, çünkü kültürel iktidara karşı mücadele etmek, böyle bir (gerçek veya sanal) iktidara yerleşmekten daha kârlı görünüyor. Herhalde bir kesimi hedef gösterip kendi saflarını sıkılaştırmaya çalışıyorlar. Biz de yanlış gördüğümüzü düzeltmek için çalışmaya devam ediyoruz.

Mehmet Erte

Reklamlar