“Varlık”, Ağustos 2018 / Editörden: “Edebiyattan güncel sanata, sinemadan sosyal medyadaki bookstagramlara…”

Yorum bırakın

Şubat sayımızın dosyasında “Çocuklar İçin Felsefe mi, Felsefe İçin Çocuk mu?” diye sormuş, MEB müfredatında 10. sınıfta verilmeye başlanan felsefe dersinin içerik ve yöntemini tartışmış, bu alanda daha iyi bir eğitim öğretimin yollarını araştırmıştık. Ağustos sayımızda “Dersimiz: Çocuklar İçin Şiir” diyoruz. Neden? Müfredata uygun ders kitaplarında yer alan, öğretici olsun diye adeta endüstriyel bir ürün gibi tasarlanan, “çocuğa göre şiir” poetikasından yoksun, ısmarlama, didaktik manzumelerle bir okuma kültürünün oluşması imkânsız çünkü. Dosyamızı hazırlayan Betül Dünder’in sözleriyle, “Çocukların basmakalıp, uyaklı, birbiri ardına sıralanmış sözcüklere değil şiirin kendisine ihtiyacı var çünkü!” Çocukların doğasına en uygun olan, benlik gelişimine katkıda bulunacak olan şiire.

Sadık okurlarımız ve araştırmacılar gayet iyi bilir ki, Varlık, kuruluşundan bu yana eğitim öğretim konusunda duyarlı olmuş, edebiyat derslerinin içeriğinden okullarda benimsenen pedagojik yaklaşımlara dek pek çok meseleyi tartışmaya açmıştır. Yaşar Nabi Nayır’ın ifadesiyle “memleket davasına en küçük bir hizmette bulunmak” amacıyla, satış kaygısından uzak bir tavırla dosyalar hazırlamış, yazılar yayımlamıştır. Dergimiz bunca yıldır arkasında hiçbir maddi destek olmadan yayın hayatını sürdürdüğüne göre, her dönemde dosyalarımızda ele aldığımız sorunları önemseyen bir kitlenin bulunduğunu, −sayısı az da olsa−Türkiye’deki okurlara geleceğimiz açısından güvenebileceğimizi hiç kuşku duymadan söyleyebiliriz. Ancak diğer dergiler, fanzinler, kısacası ülkemizde edebiyat, kültür-sanat alanında bir yayın çeşitliliği bulunmasaydı, güç kaybeder, belki de yok olurduk. Varsak hep birlikte varız. Farklılıklarımızla birbirimizi destekliyor, ileriye taşıyoruz. Ümitsizliğe gerek yok. Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durum nedeniyle özellikle belirtiyoruz bunu.

Edebiyattan güncel sanata, sinemadan sosyal medyadaki bookstagramlara geniş bir konu yelpazesinde yazıların, söyleşilerin yer aldığı bir Varlık dergisi var yine karşınızda. Polemik de okuyacaksınız, ülkemizdeki bazı uyarlama tv dizilerinin kaynağı olan Kore dramalarını yaratan kültür politikası üzerine inceleme yazısı da. Ve elbette öyküler, şiirler… Var gücümüzle çalışıyoruz, karanlığın ancak herkesin işini en iyi şekilde yaptığı bir ülkede dağılacağına inanıyoruz.

Eylül sayımızda buluşmak üzere.

Mehmet Erte

Reklamlar

Varlık’ta Bu Ay (Ağustos 2018)

Yorum bırakın

Dosya: “Dersimiz: Çocuklar İçin Şiir” − Betül Dünder, Mustafa Ruhi Şirin, Aydın Afacan, Mavisel Yener, Çiğdem Sezer, Aytül Akal

Yazı: Güncel Sanat: Üç Sergi, Üç Röportaj (Rumeysa Kiger) – Yalnızlık Nedir? Fikret Ürgüp’ten Deli Dilli Öyküler… (Hande Balkız) − “Yakınafrika”: Batılılaşmış Bir Afrikalı’yı Postmodern Bir Masalda Medeniyetsizleştirmek (Zeliha Cenkci) − Şiirin Değeri, 1970’ler, 1980’ler Derken (Tahir Abacı) – Jack Kerouac’ın İlk Yolculuğu (Taner Ay) – Şiir ve Sanatta Yetenek ve Çalışma (Tuğrul Tanyol) – Sinema ve Edebiyat: Biket İlhan ile Söyleşi (İsmail Doruk) − “Şair” Attilâ İlhan’ı Anlamaya Çalışmak (Salih Bolat) – Bookstagram veya Dijital Ortamda Kitap Paylaşımı (Mehmet Karaca) – Romantik Düşler Fabrikası Kore Dramalarından Kore Politikasına (Mutlu Binark) – Yaratıcılık Akımının Kurucusu: Şilili Vicente Huidobro (Tozan Alkan) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Hakan Cem, Hasan Güçlü Kaya, C. Hakkı Zariç, Harun Atak, Onur Sakarya, Oğuz Kayıran, Ömür Karakaya, Uğraş Abanoz, Burcu Yalkın

Öykü: Mehmet Erkan, Burak Evren, Ali Turgay Karayel, Hülya Tamzok, Münire Özgencan, Ayşen Peren

Desen: G. Öykü Doğan, Mehmet Erte

Varlık Kitaplığı: Cihat Duman ile “Olay Beyoğlu’nda Geçiyor” Üzerine Söyleşi (Yavuz Türk) – “Buna Benzer Başka Bir Aylaklık” – Samuel Beckett (Tolga Aras) – “Kırlangıç Çığlığı” – Ahmet Ümit (Erol Üyepazarcı) – “Cehennemde Bir Ada” – Gülseren Engin (Hülya Soyşekerci) – “Acının Külrengi” – Attila Aşut (Hasan Akarsu) – “Felsefe 101” – Paul Kleinman (Caner Almaz) – Soner Sert ile “Duvar” Üzerine Söyleşi (Okan Çil) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Güncel Sanat, Eksen, Şiirlerle Latin Amerika, Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Murat Yalçın, “Varlık” dergisini anlatıyor:

Yorum bırakın

Rüştünü ispat etmiş şehirlerdir saat kulesi olanlar. Bütün saatler bozuk olabilir, durabilir, umursamayız ama kuledeki saatin ileri gitmesine, geri kalmasına, hele hele durmasına hiç katlanamayız. Ayrıca kendi saatlerimiz doğru olsa da gözümüz oraya gider, zamandan emin olmak isteriz. Saat kuleleri aynı zamanda buluşma, tanışma yerleridir. Gölgesinde kimseyi beklemeseniz de yalnızlığınızı giderir.

Varlık da edebiyatımızın böyle bir simgesidir. Orada çıkan öykümle yazarlığım “resmiyet” kazandı. Edebiyat ortamının kokusunu duyduğum, yayıncılık eğitimi gördüğüm, az zamanda çok şey öğrendiğim, pek çok şairi, yazarı tanıdığım bir yerdi.

Hiç unutmam, o günlerde Enver Ercan bana “Muratcım, sabah evden çıkarken bir öykücü gibi çıkmalı, günü öyle yaşamalısın,” demişti, Tarık Dursun K. da “Yayıncı olursan yazarlığın gölgede kalacak demektir, haberin olsun” uyarısında bulunmuştu.

Murat Gülsoy: “Varlık dergisi neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt, tartışmasız edebiyatımızın en önemli verimidir.”

Yorum bırakın

Varlık dergisi neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt, tartışmasız edebiyatımızın en önemli verimidir. Yola çıkarken kaleme alınmış manifesto niteliğindeki yazı şöyle başlıyor: “Memlekette bir tek hakiki san’at mecmuası yok. İnkılâbın, her sahada, yokluktan varlıklar yaratmak işine girişmiş olduğu bir devirde acısı hissedilen bu boşluğu doldurmak, duyulan bir ihtiyaca cevap vermek gayesiyledir ki VARLIK çıkıyor.” Ardından o dönem ön plana çıkarmak istedikleri bazı noktaların altını çiziyorlar: telif yazılara öncelik verileceğini, anlaşılır temiz bir Türkçe ile yazılmasını gözeteceklerini, sadece Fransa’ya odaklanılmayacağını, tüm Batı kültüründen yararlanılacağını ve de okuyucu avlamak için ucuz meraklar yaratmak peşinde koşmayacaklarını belirtiyorlar. Bu metnin kaleme alındığı 15 Temmuz 1933’ten bu yana 85 yıl geçmiş. Edebiyat ve sanat alanlarında elbette çok yol katedildi. Yüzlerce dergi çıkarıldı, yüzlercesi de belirli bir süre yaşadı ve sonra veda etti. Ama Varlık ilginç bir şekilde bir kutup yıldızı gibi varlığını hep sürdürdü. Sadece bu bile kendi başına çok önemlidir. Çünkü artık büyük bir Varlık külliyatı oluşmuştur. Dergiler edebiyatın en canlı dokularıdır, her zaman dile getirilir bu düşünce. Doğru ama eksik bir düşünce. Dergiler aynı zamanda edebiyat hayatının seyir defterini de tutarlar, bir zamanlar Yaşar Nabi’nin Varlık Yıllıklarında yaptığı gibi… Ancak seçilip derlenmiş bir yıllıktan fazlası vardır o dergilerin sayfaları arasında. Bunca zaman edebiyat alanında neler tartışıldı, hangi konular nasıl ele alındı, kimler görüldü, kimler atlandı, edebiyat hangi etkilere açıldı, hangilerine kapalı kaldı, yazarlar nasıl doğdu, gelişti, olgunlaştı, Varlık dergisinin kararlı yayıncılığı sonucunda tüm bunların kaydının tutulduğu bir arşiv ortaya çıktı. Şu anda Varlık dergisi aboneleri internet üzerinden eski sayılarının tümüne ulaşabiliyor. Zamanda yolculuk yapmak gibi zevkli ve heyecanlı bir uğraş eski sayıların sayfalarında gezinmek. Eleştirmenlerin, edebiyat tarihçilerinin ve sosyologlarının Cumhuriyet tarihinin edebiyat ve sanat belleği niteliğindeki bu arşiv malzemesi üzerinde çalışarak son derece zengin tezler ortaya çıkaracaklarına inanıyorum.

Michael Axworthy’nin İran: Aklın İmparatorluğu adlı yapıtını Yaşar Öztürk değerlendirdi. Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Tarih yolculuğunda yan yana oturan iki toplum Türkler
ve İranlılar. O kadar uzun bir süre önce başlayan bu yolculuk
sürüyor ama iki yolcu birbirini çok az tanıyor. Sırt sırta,
yüz yüze, etle tırnak gibi karşılıklı etkileşimlere karşın Batı’nın
ve Kuzey’in baskısından, yaygarasından, saldırısından
göz açıp komşuluğun tadını çıkaramadı bugüne kadar.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı İran Temsil Masasına başkanlık
yapan Michael Axworthy’nin, Özlem Gitmez’in çevirdiği
İran: Aklın İmparatorluğu adlı yapıtı dünyaya, dolayısıyla
Türkiye’ye de “Dramı tarihi kadar uzun, toprakları kadar
büyük” İran’ı yakından tanıma olanağı sunuyor.”

Deniz Durukan, Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında Aslı Tohumcu’nun “Durmadan Leyla” adlı kitabı hakkında yazdı.

Yorum bırakın


“Kadının kendi cinselliği üzerine konuşması yadırganan,
hatta hoş karşılanmayan bir durum. Sadece erkeklerde
değil, kadınların da birçoğunda bu bakış var. Öyle öğretilmiş;
cinsellik, haz kadının sakınacağı, utanacağı, yorganın
altına saklayacağı bir duygu. Hele ki bir kadının bunu
yazıya dökmesi, üstelik sevişmenin veya arzunun tüm
yalınlığıyla dile getirilmesi çok da kolay değil. Bizim gibi
cinselliğin tabu sayıldığı toplumlarda ise çok daha zor. İşte
Aslı Tohumcu yeni romanı Durmadan Leyla’da bu tabuların
üstüne gidiyor. Yasak olana dokunuyor. Dokunmakla kalmıyor,
basbayağı alaşağı ediyor bu düşünce yapısını.”

Esra Alkan’ın “Kalk Gidelim Edirne” adlı kitabı hakkında Hasan Akarsu yazdı. Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Esra Alkan, gezi yazarı, belgeselci ve televizyon yapımcısı
olarak tanınır. Kalk Gidelim Edirne yapıtında, Edirne’yi
Zervan adını verdiği Zaman’la birlikte gezerek her
yönüyle anlatır. Edirne, “gülün anavatanı”, “Bursa’nın
oğlu, İstanbul’un babası” ve “Zamana meydan okumuş”
kenttir.”

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: