Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında Edebiyat Gündemi: “Orhan Kemal’in Yapıtlarında Coğrafya ve Çocuklar”. Bu büyük yazarımızın yapıtlarını inceleyen isimler ise İbrahim Yıldırım, Gürsel Korat, Ayşe Sarısayın.

Yorum bırakın

“Orhan Kemal tarlalardan ve fabrikalardan yükseleceğini düşündüğü sosyalist dünyanın sanatını yapmak için coğrafyaya yaslandı, çok iyi tanıdığı bir bölgenin dili içinden, kendine özgü anlatım yolunu kurdu. Sol edebiyat yükseldi yükselmesine de Orhan Kemal metinde apaçık siyaseti ya da (kendi deyişiyle) sosyolojiyi sevmedi; bir düşünceyi, tezi ya da önermeyi açıkça ortaya koymadı.”

“Orhan Kemal’in Coğrafyası” – Gürsel Korat

“Orhan Kemal’in çocukları konu aldığı öykülerindeki çocukların çoğunluğu çocuk olarak algılanmayan kişilerdir. Yazarın bu tutumu konusunda tabii ki çeşitli öngörülerde bulunulabilir. Bunlardan biri, neredeyse ‘patria potestas’ eğiliminde olan ve yazarın “Baba Evi” romanında iri gövdeli bir korkudan ibaret diye tanımladığı bir babanın gölgesinde yaşanamayan çocukluk olabilir.”

“Orhan Kemal’in Uzun Yol Arkadaşları: Çocuklar” – İbrahim Yıldırım

“Yoksulluğun, açlığın pençesine düşen genç kızlar, hatta kız çocukları cinsel sömürüye alabildiğine açıktır bu ortamda, fuhşa sürüklenmeleri işten değildir. Kimileri “Fare Zehiri” öyküsünde bir eczanede kasiyerlik yaparak felçli babasına, kalabalık ailesine bakan onurlu, çalışkan göçmen kız gibi beş delikanlı tarafından kaçırılıp ırzına geçildikten sonra ölüme sürüklenir, kimileri “Kötü Kadın” olmaya. Kimsenin beğenmediği “Kötü Kadın”, dert yanar anlatıcıya: “Herkesin gözlerinin içine bakıyorum. Herhangi bir iş, o da yok. Ölmek istiyorum.””

“Orhan Kemal Öykülerinde Kız Çocuklar, Çocuk-Kadınlar” – Ayşe Sarısayın

Reklamlar

Varlık, Eylül 2018: BENLİK ARAYIŞI OLARAK YOGA

Yorum bırakın

Varlık Eylül dosyası yoganın, yoga pratiğinin, yoga yoluna girişin anlamını; beden ve ruh ikiliği karşısında üstlendiği rolü konu ediniyor. Çağımız hem zihinlerin hem de bedenlerin kapitalist denetim ilişkilerinin odağı olduğu bir çağ. Ruhu besleyecek kültürel ürünler ruhu fakirleştiriyor, yaşam kazanmak için yapılan işler ruhu da bedeni de kötürümleştiriyor. Kentin kentli için yaşanamaz hale geldiği bir çağda, ilişkiler derinlik yoksunluğu çekiyor, günlük yaşamın koşuşturmacası insan yaşamının içine düştüğü boşluğu körüklüyor.

Julia Kristeva Ruhun Yeni Hastalıkları kitabında çağımız insanının temel sorununun bir ruh eksikliği çekmesi olduğunu yazmıştı. Modern insanın psişik aygıtının bozulmasından mustarip olduğuna dikkati çekmişti. Biliyoruz ki çağımızda inanç sistemleri radikalleşerek insana faniyken elde edemediği mutluluğu öte dünyada bulmayı öneriyor. Zihinler katılaşıyor, bedenler dinî savaş aygıtlarına dönüşüyor. İnsan kendi türünden diğerlerinin varlığına tahammül edemez hale geliyor.

Bu saptamaların ışığında Varlık Eylül dosyasının ilk yazısı Yeşim Ceren Çapraz’a ait. “Yogayı Spinoza ile Düşünmek” başlıklı yazı nasıl olup da maddi ve sınırlı bir beden, maddeden bağımsız esnek bir zihin üzerinde etkili olabilir, zihin ve beden uyumunu yoga ile sağlamak mümkün mü gibi sorulara cevap arıyor. Yazıda önce Descartesçı beden ve zihin ayrılığı ele alınıyor, ardından yoga öğretisinin beden kavrayışı Spinoza’nın bedene dair düşüncesiyle birlikte tartışılıyor.

Dosyanın ikinci yazısı birçok Türk filminin ve televizyon dizisinin senaristi ve yoga eğitmeni Gül Dirican’ın. “Zaten Öyledir” başlıklı yazısında Dirican kendisini yoga pratiği ve eğitmenliği açısından anlatıyor. “Sen okyanusta bir damla değil, bir damlaya sığmış okyanussun” deyişine bağlı kalarak, yoganın anlamını öznel bir dille aktarıyor.

Sekiz yıldır yoga eğitmenliği yapan Dilek Rodoplu ile Nilgün Tutal söyleşiyor. Rodoplu yoga pratiği ile tanışmasını, deneyimlerini ve Mayıs ayında Atina’da katıldığı Vipassana inzivasını anlatıyor.

Dosyanın son yazısı Orhan Şener’e ait. “Bir Simülasyon Olarak Instagramda Yoga İmgeleri” başlıklı yazısında Hindistan’dan yola çıkarken uhrevi bir arayışken Kaliforniya’ya geçip oradan dünyaya yayılırken bedensel bir egzersize dönüşen yoga pratiğinin sosyal medya ve Instagram’daki hallerini açımlıyor. Yazıda çağımızın iki önemli düşünürü Jean Baudrillard ile Guy Débord’un gösteri, simulakr ve hiper-gerçeklik nosyonlarıyla medyatik olguya dönüşen yogayla gösteri olgusu tartışılıyor.

Yoga konusu bizi çağımızın mistisizm arayışı hakkında daha derinlikli bir düşünmeye doğru yöneltiyor. Yoga 1960’lı yıllarda Hindistan’dan Batı’ya geçti, merkezi İstanbul olan yoga dersleri, kursları ya da dernekleri Batı’daki bu akımın etkisiyle yavaş yavaş var olmaya başladı. Yoganın küresel yolculuğu açısından uzun bir tarihsel süreç ve sürecin içinde farklı akışlar söz konusu. İleride hazırlayacağımız bir dosyada yoganın dünyaya ve sonra Türkiye’ye yolculuğunu, Georges Bataille’in mistisizmi ile yoga arasındaki bağlantıyı, Mircea Eliade’ın yoga konusunda yazdıklarını, Cemil Meriç’in Hindistan ve yoga hakkındaki fikirlerini ve Luce Irigaray’ın L’oubli de l’air (Havanın Unutuluşu) başlıklı eserini tartışabilmeyi umuyoruz.

Nilgün Tutal

Varlık’ta Bu Ay (Eylül 2018)

Yorum bırakın

Dosya: “Benlik Arayışı Olarak Yoga” – Nilgün Tutal, Yeşim Ceren Çapraz, Gül Dirican, Dilek Rodoplu, Orhan Şener

Edebiyat Gündemi: “Orhan Kemal’in Yapıtlarında Coğrafya ve Çocuklar” – İbrahim Yıldırım, Ayşe Sarısayın, Gürsel Korat

Yazı: Yaz Sezonunun Vazgeçilmez Öğrenci ve Genç Sanatçı Sergileri (Rumeysa Kiger) – Sanatın Özverili Adı: Agop Arad (İnci Aydın) – “Sılaya Dönmeye de Yavrum Yeminli misin” (Murat Yalçın) – Dil Arızaları (Halûk Sunat) – Tutunamayan Olarak Bugünün Aydının Portresi (Selçuk Orhan) – Türkünün Uzun Irmağı: Ruhi Su (Metin Turan)­ – Sinema ve Edebiyat: Ümit Ünal ile Söyleşi (İsmail Doruk) – “Ben-Öteki-Ben” Arasında Haydar Ergülen Şiiri (Elçin Sevgi Suçin) – Lirik ve Asi Şair María Eugenia Vaz Ferreira (Tozan Alkan) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Gültekin Emre, Tuğrul Tanyol, Barış Dalkılıç, Alperen Diktaş, Ayşenur Öztürk

Öykü: Deniz Özbeyli, Evrim Akdağ, Demet Danki Erken

Desen: Kader Aktü, Filiz Mungan

Varlık Kitaplığı: Ölümler ve Mandalina Kabuğu – Fatih Kök (Cuma Duymaz) – Bizans’ın Gizli Tarihi – Procopius (Aygün Bulut) – Sayı ve Yıldız – Laura Garavaglia (Müesser Yeniay) – Kültürel Entomoloji – Nilgün Kazancı (Kaan Soyuer) – Dîvân – Melâyê Cizîrî (Hakan Bora) – Songörüş – Levent Karataş (Turgut Toygar) – Güle Batır Öfkeni – Özge Sönmez (Bekir Dadır) – Uyurgezer Bir Gölge – Serkan Türk (Atilla Yaşrin) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler…  (Zeynep Şen)

 

Varlık bu ay da Güncel Sanat, Şiirlerle Latin Amerika, Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Varlık, Eylül 2018 / Editörden

Yorum bırakın

Yoga ile hemen her yerde, özellikle sosyal medyada çok sık karşılaşmaya başladık. Aslında bu Hint öğretisinin doğduğu sınırları aşıp 20 yy. başında taşındığı Batı dünyasında manevi bir arayışa cevap vererek yaygınlaşması 1960’tan sonra Hippi kültürüyle gerçekleşti. Ancak yoganın gerçekten modern insanın ruh ve beden çatışmasına son veren bir inanç sistemi olarak mı, yoksa egzersize indirgenerek mi geniş kitlelerce benimsendiği her zaman tartışılan bir konu. Yoga ve psikoterapinin neredeyse yan yana uygulanmaya başlandığı, hatta kimilerince bir görüldüğü günümüzde yoga giyim markaları, şirketleşen yoga okulları hakkında ne düşüneceğiz? Dosyamızı yayına hazırlayan Nilgün Tutal ile tüm bu ve benzeri soruları aklımızda tuttuk, ama manevi yönüne ağırlık vererek konuya “Benlik Arayışı Olarak Yoga” başlığıyla bir giriş yapmayı, dergimizin başka bir sayısında perspektifi genişletmeyi uygun gördük. Yine de Varlık olarak eleştirel mesafemizi koruduk. Dosyamız yazarlarından Gül Dirican gibi yogaya “ikiliğin olmadığı, ‘ben’in, egonun kırıldığı yolun yolcusu olma hali” olarak mı bakacağız? Orhan Şener gibi “yogacı dendiğinde” aklımıza “hayatın anlamını bulmaya çalışan, uhrevî, zayıf bir Hintli değil, şık taytının içinde güzel gözüken ve bundan oldukça memnun”, gösteri toplumunun bir üyesi mi gelecek? Cevabı okurlarımız verecek.

Bursa’da Nilüfer Belediyesi kültür sanat-alanında birbirinden değerli işlere imza atıyor. Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, Misi (Gümüştepe) mahallesinde 2017’de Fotoğraf Müzesi ve Sanatevi, 2018’de ise Edebiyat Müzesi’ni hizmete açtı. Göl Yazıevi de unutulmamalı. Bunların yanı sıra kırsal yerleşim alanlarındaki binlerce çocuğa müzik, sinema ve felsefe eğitimini ücretsiz olarak götürüyor, yine ücretsiz olarak ev kadınlarına yönelik seramik, resim, enstrüman atölyeleri açıyor. Kütüphane Müdürlüğü “Nilüfer’de Kadın Hayata Yakın” projesiyle özellikle kırsal alan kadınlarını yazarlarla buluşturuyor. Nilüfer’de beş ayrı kütüphane okurlara hizmet veriyor. Bunlar arasında en dikkat çekici olanlar: Şiir Kütüphanesi ile Çocuk Kütüphanesi. Uluslararası sanatçıların da katıldığı Müzik Festivali, Caz Festivali, Kuzgun Acar Heykel Sempozyumu ve Şiir Festivali Nilüfer’in önde gelen etkinlikleri arasında. Ayrıca belediye her yıl bir yazarı odağına alarak hakkında söyleşiler, okumalar, dinletiler, atölyeler, yarışmalar ve sergiler düzenliyor. Bütün bunları Bursa’nın bir semti yapıyor. Bu büyük çabanın başka belediyelere de örnek olmasını diliyoruz. 2017, Nilüfer’de “Orhan Kemal” yılıydı; 8-9 Aralık günlerinde Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü’nün düzenlediği “Sokağın Aynası Orhan Kemal Sempozyumu”ndan Varlık dergisi için belli bir bağlamı gözeterek üç metin seçip yayın programımıza almıştık. Sırası şimdi geldi. Gürsel Korat, İbrahim Yıldırım ve Ayşe Sarısayın imzalı bu üç denemeyi Eylül sayımızda Edebiyat Gündemi köşemizde “Orhan Kemal’in Yapıtlarında Coğrafya ve Çocuklar” başlığı altında okurlarımızla paylaşıyoruz.

Ekim sayımızda buluşmak üzere.

Mehmet Erte

Zeynep Şen, Varlık okurlarını dünyadaki edebiyat olaylarından haberdar etmeye devam ediyor.

Yorum bırakın

 

Gültekin Emre, “Şiir Günlüğü”nü Varlık’ta yayınlamaya devam ediyor.

Yorum bırakın

Göremediğim, edinemediğim, adını duyduğum dergileri hep merak ederim, çünkü onlar benim dünyamdır, edebiyata giriş yaptığım, yeni şair ve yazarları tanıdığım bahçe kapımdır.”

Soner Sert, ilk öykü kitabı “Duvar” üzerine Okan Çil’in sorularını yanıtlıyor. Varlık dergisinin Ağustos 2018 sayısında.

Yorum bırakın

Türkiye’de doğan, yaşayan bir insanın akıl sağlığını koruduğunu ve herhangi bir konuda sağlıklı kararlar verdiğini söylemek mümkün değil. Bunu temel sebebinin de, toplumsal “duyarlık” ve etiketlerden ziyade, devlet eliyle ekilen kin tohumlarının etkisi olduğunu düşünüyorum.

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: