Varlık – Ekim 2018 / Editörden: “Edebiyatı savunmadığımız takdirde yalanın siyasetine esir olacağız.”

Yorum bırakın

Memlekette tv kanalları, gazeteler sırayla, hızla tektipleşirken kitap yayıncılığı, edebiyat dergiciliği hâlâ çeşitliliğini koruyor, ancak yükselen kâğıt ve baskı maliyetleri yüzünden bazı dergilerin art arda kapandığını görüyor, üzülüyoruz. Hepimiz bir darboğazdayız. Kriz bir anda gündeme gelse de bir anda ortaya çıkmadı, yılbaşından beri gittikçe artan maliyetlere direniyorduk, sonunda dayanamadık, geçen ay Ocak 2017’den beri 15 TL olan dergi fiyatımızı 20 TL’ye çıkarmak zorunda kaldık. Varlık’ı indirimli olarak edinmek isteyenlere bir önerimiz var: Yıllık abonelik ücretimiz 200 TL, üstelik dergimizi her ay kargoyla adresinize teslim ediyoruz. Ayrıca hatırlatmak isteriz: Abonelerimiz 85 yılı aşkın süredir yayınlanmakta olan Varlık dergisinin dijital arşivine ücretsiz erişebilirler.

Kuşkusuz tüm sektörler tehdit altında, ama yayıncılığın içinde bulunduğu zor durumu ayrıca önemsiyoruz, çünkü edebiyat, sanat farklı kimliklerin ifade alanı olduğu gibi, bir arada yaşama kültürünü de besler; iktidarın koyduğu sınırları ihlal ederek bizi ötekiyle buluşturur. Tektipleştirilmek istenen toplumlarda edebiyat, sanat düşmanlığının nedenlerinden biridir bu. Okurlarımızın zaten bildiği bir konuda sözü uzatmaya gerek yok, ancak bugünlerde yaşadığımız ekonomik krizin dergicilik alanındaki çeşitliliği de tehdit ettiğini ve bunun kültürel anlamdaki olumsuz sonucunu dile getirmeden edemedik.

Tv kanalları, gazeteler bir bir aynı rayın üstüne oturtulup farklılıkları ortadan kaldırılırken “yalan haber” hiç olmadığı kadar güç kazandı. Biz de her alanda farklılığı savunan bir dergi olarak Ekim sayımızın dosya konusunu “Yalan Haber ve Siyaset” olarak belirledik. Diğer gerekçelerimizi dosya giriş yazımızda okuyacaksınız. Burada yalnızca şunu söylemek istiyoruz: Edebiyatı savunmadığımız takdirde yalanın siyasetine esir olacağız.

Mehmet Erte

Reklamlar

Varlık dergisinin Ekim 2018 sayısının dosya konusu “Yalan Haber ve Siyaset”.

Yorum bırakın

Varlık Ekim dosyası medya ve siyaset dünyasında egemenliğini gittikçe artıran sahte/yalan haber konusunu ele alıyor. Dosya hazırlanırken, kıdemli gazeteci Bob Woodward’ın Beyaz Saray’da Trump’ın kararlarının engellenmesi için çevrilen entrikaları anlattığı 2018 yılında çıkan Fear in the White House (Beyaz Saray’da Korku) başlıklı kitabından bazı bölümlerin Washington Post gazetesinde paylaşılmasından bir gün sonra New York Times’ta imzasız bir yazı yayımlandı. New York Times’taki bu yazı kendi beslediği yalan haber şebekesiyle ünü yayılan Amerikan Başkan’ı Trump’ın ülke çıkarlarını gözetmekten aciz bir politikacı olmasından endişe eden devlet elitinin bu durumun tehlikelerini önlemek için ülke çıkarları adına Trump’tan gizli çalıştığını duyurdu. Trump yönetimindeki Amerika’nın hali, haberciliğin içine düştüğü çıkmaz, Trump’ın New York Times’tan yazının kaynağını devlet güvenliği gerekçesiyle açıklaması talebi dünya gündeminde tartışıldı.

Haber alma özgürlüğü açısından bu talebi yerine getiremeyeceğini belirten New York Times’taki yazıda “ahlaksız, demokrasi karşıtı” olarak tanımlanan Trump’ın “olgunlaşamamış, yeterince bilgi sahibi olmadan, lakayt kararlar almaya meyilli” olduğu yazılmıştı. “I am a part of the resistance inside of Trump Administration” başlıklı yazıda kimliği belirsiz kişi Amerikan halkına şöyle hitap ediyordu: “Bu kaotik zamanlarda yalnızca bir züğürt tesellisi olacak ama Amerikalılar (Beyaz Saray’da) odada yetişkinlerin de olduğunu bilmeli. Neler yaşandığının tamamen farkındayız. Ve Donald Trump yapmasa da biz doğru olanı yapmaya çalışıyoruz. Sonuç, iki koldan ilerleyen başkanlık.”

Trump, iktidara geldiği günden bu yana Amerika medyasının kendisine karşı komplocu bir tavırla birleştiğini, kendisi hakkında yalan haberler yaydığını iddia ederek, medya ordusuyla kendisi ve ülkede olup bitenler hakkında doğru habercilik yapmaya soyunmuş bir ABD Başkan’ı. New York Times’ta bu yazının çıkmasından hemen sonra Trump, Twitter hesabından ‘ihanet’ ifadesine yer verdiği tek kelimelik bir mesaj yazdı. Daha sonra yaptığı açıklamada ise her zamanki gibi New York Times’ı ‘sahtekâr’, olayı ise ‘rezalet’ olarak nitelendirdi.

Bu olay çağımızda medya ve siyaset arasında oluşan yalan/sahte habercilik sorununu bir kez daha ele almamızı gerekli kıldı. Daha önce postmodern çağda yalanın ve habercilikte yeni ortaya çıkan gerçek-sonrası (post-truth) haber olgusunu ele almıştık. Bu iki geçmiş dosyanın ışığında, konuyu yeni açılımlarıyla birlikte yeniden tartışmaya açıyoruz. Amerika bile kaotik zamanlar yaşıyorsa, dünyanın diğer ülkeleri neler yaşamıyor. Ve yaşanan kaos habercilikteki sahtekârlıkla katmerlenerek daha da karmaşıklaşıyor. Çoğu ülkede popülist siyasetçilerin icraatlarını gözü kapalı destekleyenler arkasında durdukları iktidar hakkındaki eleştirilere karşı geçirgenliklerini yitirmiş, kendi iktidar temsilcileri dışında herkesin yalan söylediğine ikna olmuş durumdalar.

Dosyanın ilk yazısı tüm bu medyatik ve politik gündemi akılda tutarak yalan ve siyaset ile sahte/yalan haber konusunu akademik literatürdeki yeni bakış açılarıyla derinleştiriyor. “Siyasetçilerin ve Kitlelerin Birlikte Ürettiği Yalan:  Sahte Haber”de Yalın Alpay sahte haber olgusunu postmodern çağın hal-i pür melaliyle ilişkilendiriyor. Gerçeklik arayışımızın neden yok olduğunu, olayları rasyonel anlamlandırabilme kapasitemizin neden düştüğünü, popülist siyasetin ve sahte haberlerin yeni toplumsal, ekonomik ve kültürel düzenin yapıtaşlarına nasıl dönüştüğünü tartışıyor. Modernliğin toplum ve kültür projesinin seçkinci yapısının yerinden olmasıyla, entelektüalizm karşıtı bir toplumsal ve kültürel postmodern dönemin sahte haberle nasıl iç çe geçtiğini ayrıntılarıyla serimliyor.

Dosyanın ikinci yazısı yukarıda değinilen güncel bağlamı da içeren Aydın Çam’ın yazısı. Çam, “Despotun Medyayla Savaşı ya da Filler ve Çimenler” başlığı altında Donald Trump ve ABD medyası arasında, başkanlığının ilk günlerinden bu yana sürmekte olan çatışmayı yorumluyor. Aslında çatışmadan ziyade grotesk bir vodvili andırıyor yaşananlar. Bir yanda kitsch bir televizyon yıldızından despot bir politikacıya dönüşen Trump, diğer yandaysa liberal-demokrat söylemine karşın, ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda merkezden hiçbir zaman sapmayan medya… Tüm bu gösteri içinde olan, gazetecilik mesleğine ve tabii ki biz yurttaşlara oluyor; bir yanılsamaya kapılıp gidiyor ve asıl tartışmamız gereken meseleye bir türlü gelemiyoruz: Hakikat nedir ve yanılsamadan sıyrılıp hakikate nasıl ulaşabiliriz?

Aydın Çam’ın yazısında sorulan bu sorulara kısmi bir cevap getirebilmek amacıyla “Politik Hiciv Gazetesi: ‘Aptal ve Kötü’ Charlie Hebdo” başlıklı yazısında Nilgün Tutal 1960’lardan beri Fransa’da yayımlanan siyasi mizah gazetesi Charlie Hebdo’nun Charles de Gaulle, Georges Pompidou, Valery Girgard d’Estaing gibi 1980’li yıllar öncesi iktidarın ceberrut yüzünü temsil eden politikacıları nasıl hicvettiğini ele alıyor. François Miterrand, François Hollande, Nicolas Sarkozy, Emanuel Macron gibi siyasetçilerin gazetenin karikatürlerinde yer alış biçiminden söz ediyor. Le Canard enchainé örneğinde olduğu gibi araştırmacı gazetecilik yapan basının iktidarın kirli ve keşmekeş özünü gösteren yolsuzlukları ve iktidarı kötüye kullanımları ortaya çıkarıldığında Charlie Hebdo gibi siyasi hiciv gazetelerinin bunları herkesin anlayabileceği bir dil ve imgeyle geniş bir okur kesimine ulaştırmasındaki önemini tartışıyor. Medyatik imgenin şımarık ve kötücül iktidar figürlerini sevimli kılmakta gösterdiği maharetin önüne ancak karikatürün imgeselliği eleştirel bir araca dönüştürmesiyle geçilebileceğine işaret ediyor.

“Yalanın Hası: Okuryazarlara Masallar” başlıklı yazısında Korkmaz Alemdar devlet kurumları ile yalan arasındaki bağı ele alıyor: Yalan kurumlar tarafından söylenebilir mi,  kurumlar zaman içinde yaptıklarının tersini yapıp insanları yanıltırlarsa ne olur gibi sorular soruyor. Yazı 1960 Devrimi’nden sonra basın alanında yapılan düzenlemelerden, gazetecilerle patronları karşı karşıya getiren gelişmelerden söz ediyor. Ama daha da önemlisi silahlı kuvvetlerin 1960’da yaptıklarını nasıl 1971 ve 1980’de yok ettiğini anlatıyor. Kurumların böylesine tutum değiştirmelerinin yalandan farkı olup olmadığını tartışıyor.

Dosyanın son yazısı edebiyatın içinden yalana odaklanıyor. “Gerçeğin Hafiyesi: Yalan” başlıklı yazısıyla Mehmet Özkan Şüküran, Tahsin Yücel’in Yalan romanından hareket ederek bu kitabın kahramanı Yusuf Aksu’nun yalanla sarmalanmış hayatını, medya organlarının bir yanlışın doğru olarak algılanmasına aracılık etmesini ele alıyor. Yazı bireyin yalan karşısındaki konumunu, kişiyi kendi hakikatinden, içinde bulunduğu dilden uzaklaştırmasını ve yalanın gerçeğe dönüşümünü sorguluyor.

Yalan haber ve yalan siyasetinin önünde uzun bir ömür var gibi görünüyor. Ne dünyadaki ne de ülkemizdeki gelişmeler bizi bunun tersini düşünmeye itecek bir gelişmeye yöneltiyor.

Varlık’ta Bu Ay (Ekim 2018)

Yorum bırakın

Dosya: “Yalan Haber ve Siyaset” − Nilgün Tutal, Yalın Alpay, Aydın Çam, Korkmaz Alemdar, Mehmet Özkan Şüküran

Edebiyat Gündemi: “Ölümünün 70. Yılında Sabahattin Ali” − Âba Müslim Çelik, Emin Karaca

Yazı: Logosuz, Billboard’suz, Sponsorsuz Bir Çağdaş Sanat Etkinliği: “Büyük Çayır” (Rumeysa Kiger) − Mahmut Makal ve “Bizim Köy” (Kemal Ateş) − Ayfer Tunç’un “Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura” Romanı Üzerine: Zamanın Kumları ya da İçimizdeki Boşluk (Hande Balkız) − Kibele’nin Üvey Oğlu küçük İskender (Hüseyin Ferhad) − Rıfat Ilgaz’ın Şiirlerini Okurken (Salih Bolat) − Şiir Üzerine Düşünmek ve Yazmak (Tuğrul Tanyol) − İsmail Uyaroğlu ve İdeolojik-Poetik Değişim (Sabit Kemal Bayıldıran) − Bir Ülke, İki Şehir: Romanya; Doğu Avrupa’nın Paris’i Bükreş ve Ovidius’un Tombis’i Köstence (Murat Tuncel) − Yalın Ses, Yalın Söz: Liber Falco (Tozan Alkan) − Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) − Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Şükrü Erbaş, Mehmet Mümtaz Tuzcu, İpek Büyükakın, Eşref Ozan Baygın, Muhammed Yakupi, Sedat Gülmez, Beyza Okumuş

Öykü: Anıl Mert Özsoy, Nurcan Ankay, Ahmet Özkan, Hatice Dökmen, Ayşegül Kaya

Desen: G. Öykü Doğan, Kader Aktü

Varlık Kitaplığı: Betül Tarıman ile “Rıza Bıyık” Üzerine Söyleşi (Emre Dirim) − Unutmanın Kısa Tarihi – Betül Dünder (Derya Çolpan) − Sanatın Gölgedeki Kadınları – Derl.: Özlem Belkıs, Duygu Kankaytsın (Pınar K. Üretmen) − Beynin ve Zihnin Kısa Tarihi – Matthias Eckoldt (M. Taha Tunç) − Gökçe’nin Yolu – Ahmet Büke (Hülya Soyşekerci) − Arife Kalender ile “Yağmur Sandım Kendimi” Üzerine Söyleşi (Ümit Yıldırım) − Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) − Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Güncel Sanat, Şiirlerle Latin Amerika, Eksen, Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

New York Times’ın İskoçya’daki fotoğraf sergisinden Malcolm X’in kayıp sayfalarına, IKEA ile Man Booker’ın ortak projesinden antika kitap hırsızlarına Küresel Haberler, Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında.

Yorum bırakın

Gültekin Emre, Varlık’ta “Şiir Günlüğü”nde yine pek çok dize ve kitap arasında geziniyor.

Yorum bırakın

Hilmi Yavuz “kuru kalpler, çürük şiirler” den ne anlıyor? Kalbin kuruyabildiğini (sevgisizliği mi?), şiirin de çürüyebildiğini (kötü şiiri mi? ya da şiirin değerini, önemini yitirdiğini mi?) söylüyor? Pek anlaşılmıyor, yalnızca kendi şiirlerinin çürümemesi için dua ediyor. Bir de “Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı?” sorsuna şu yanıtı veriyor: “Vapur” sözcüğü ona göre şiirsel değildir ama “gemi” sözcüğü şiirseldir. Orhan Veli ve Yahya Kemal’de “gemi” sözcüğünün “vapur”la değiştirilemeyeceğini belirtiyor. “Öyleyse sözcüklerin şiirselliği onların özünde değildir mi diyeceğiz? Dolayısıyla bu durumda sözcüğün, içinde yer aldığı bağlamın ona şiirsellik atfettiğini mi söylemek durumundayız? Tıpkı Duchamp’ın ‘pisuar’ı gibi?” (Lirik Defterler, Ocak 2018) Bu tartışmalı konuda bir sonuca varmak olası mı?

Özge Sönmez’in 2018 Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir Ödülü’ne değer görülen “Güle Batır Öfkeni” adlı kitabı üzerine Bekir Dadır yazdı. Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Özge Sönmez’in şiirlerindeki ‘Tanrı-devlet-baba’ figürüne bakmakta yarar var. Sönmez, Güle Batır Öfkeni kitabının ilk şiirinden son şiirine kadar bizi bu üçgenin içinde gezdiriyor.”

Turgut Soygar, Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında Levent Karataş’ın “Songörüş” adlı şiir kitabını değerlendiriyor.

Yorum bırakın

Dünya hiçbir zaman güvenli bir yer olmadı. Ama buna inandığımız zamanlar oldu. En tekinsiz yerlerde bile bize güven duygusu veren insanlar. “İyisin değil mi?” cümlesi, temenniye dönüştüğü gün büyü bozulmuştu oysa. Anlatmaktan çok sorular sordurma hali bundandır L. Karataş’ın.

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: