“Elektrik” kavramının olmadığı, “sinir” denen ağın bilinmediği bir dönemden bunların çok ötesine geçildiği düşünülen günümüze değin beyne ve zihne dair bilgimiz ne kadar ilerlemiş olabilir? Matthias Eckoldt’un Almancası henüz 2016 yılında yayımlanmış olan Beynin ve Zihnin Kısa Tarihi. Duygular ve Düşünceler Nasıl Oluşur? adlı kitabını, üzerinden iki yıl bile geçmeden Almancadan yapılmış çevirisiyle okuma fırsatı buluyoruz. Eckoldt’un anlattığı bu tarihsel serüveni salt bir ilerleme olarak mı okumalı, yoksa bu serüvenin farklı bir ifadesi mümkün olabilir mi?

Reklamlar