Varlık dergisinin Ocak 2019 sayısında Tiyatronun Köşetaşları bölümünün konuğu Haldun Dormen, Burak Süme’nin sorularını yanıtlıyor.

Yorum bırakın

Foto: Yağız Yılmaz

“Edebiyat tiyatronun anası babası gibidir. Doğru düzgün yazılmış bir oyun olmazsa, tiyatroda hiçbir şey yapmaya imkân yok. Onun için yeni kurulan alternatif tiyatrolar beni çok mutlu ediyor.”

Reklamlar

Editörden: “Başka bir Türkiye’yi özlüyorsak eğer, ‘başka’dan haberdarız demektir” (VARLIK, Ocak 2019)

Yorum bırakın

Yeni yıla her yerde bir bayram havası içinde girilir. Ömürlerimizden bir yılın daha eksildiğini bize hatırlatan bu olayın bu kadar taşkınca sevince çevrilmesinin anlamı sorulabilir ya, bizim üzerinde durmak istediğimiz nokta bu değil. Biz sadece her ulusun bayram ettiği bu yıldönümüne, ne derece asık bir yüz ve kapanık bir gönülle girdiğimizi belirtmek istiyoruz. Gerçi biliyoruz, içimizde, her türlü yurt ve toplum sorunlarına sırt çevirmiş, tatlı canlarından başka hiç mi hiç kaygıları olmayan kişilerin zevk ve eğlencelerinden en küçük bir şey eksilecek değildir bu sefer de. Ama bu yurdu seven, onun ve dolayısıyla kendilerinin de gelecekleri üstünde düşünmeyi dert edinen ak alınlı kişileri de var bu toprakların. Hani onların yüzü suyu saygısına ayakta duruyor bu ülke de denilebilir bir bakıma, işte bu alnı açık kişiler, bu koşullar içinde yeni yıla girişimizin bayram etmeyi değil, yas tutmayı gerektirdiği kanısındadırlar.

Gerçi, iş başında bulunan ve işlerin gidişini bizden iyi bilmesi gereken büyüklerimiz, her şeyin yolunda olduğunu, yarına güvenmemiz gerektiğini söyledikleri için, bizim de fazla kaygılanmamamız gerekirse de, öteden beri işler hep daha kötüye giderken başımızdakiler durmadan tıpatıp aynı sözleri söylemiş ve bunlara inanmayanları suçlamış olduklarından, artık her işittiğimize inanacak saflık ve uysallığı ne yazık ki yitirmiş bulunuyoruz.

Yaşar Nabi Nayır, Varlık dergisinin 01.01.1965 tarihli sayısındaki yazısında yukarıdaki sözleri ederken elbette ülkemiz bugünkünden farklı koşullar içindeydi, bugünü düne eşitleyecek değiliz, ancak “bu yurdu seven, onun ve dolayısıyla kendilerinin de gelecekleri üstünde düşünmeyi dert edinen ak alınlı kişiler”in karamsarlığı sanıyoruz ki hâlâ aynı. Hemen her şeyin “eğlenceli” sıfatıyla değer kazandığı, insanlar arasında hızla yayıldığı, ünlendiği bir çağda ne mutlu ki dışlanmayı göze alarak karamsar olmak cesaretini gösterenler var. Hakikatten ödün vermeyen, yalan dolan karşısında daima tetikte duran insanın hakkıdır karamsarlık ve onun “iyi”ye olan bağlılığının, “iyi”ye tutunmaktaki ısrarının işaretidir. Değil mi ya, “iyi”den haberdar olmayan biri “kötü”yü nasıl görsün. Ama (Baudelaire’in deyişiyle) “karamsarlıktaki iyimserlik”i de görmezsek olduğumuz yerde çakılır kalırız.

Öyleyse karamsar olduğumuz kadar iyimseriz de. Başka bir Türkiye’yi özlüyorsak eğer, “başka”dan haberdarız demektir, bu ülkede bize “başka”yı özleten, bu uğurda çalışmamızı sağlayan kaynakları görüyoruz demektir.

Varlık, içinde bulunduğumuz dönemi daha iyi kavramamızı sağlayan dosyalar hazırlayarak her ay bu duyguyla çıkıyor karşınıza, karamsar olduğu kadar iyimser de olmasaydı mümkün müydü 85 yılı aşkın süredir sizlere buluşması…

Mehmet Erte

 

 

Varlık dergisinin Ocak 2019 sayısının dosya konusu: POST-HÜMANİZM VE YENİ SORUNLAR

Yorum bırakın

İnsanlık tarihinde dönüm noktası yaratan bir değişimle karşı karşıyayız. Bilim ve tekniğin yeni varlıklar yaratacağı beklentisinin damgasını vurduğu bu değişim anına genellikle post-hümanizm (hümanizm-sonrası) adı veriliyor. Hümanizm sonrası çağ ile dünyanın yeni bir temsili inşa ediliyor.

Michel Foucault Kelimeler ve Şeyler başlıklı yapıtında, bir gün insan silinip gidecek, deniz kıyısında kumdan bir surete dönüşecek, demişti. İnsanın silinip gitmesi, tensel kabuğun bir tür tiksinilen şey gibi zorunlu olarak aşılması gerektiği yönündeki insan-sonrası anlayışla birlikte ortaya çıkıyor. Bedenini terk etme ya da bedenden kurtulma hayali ruhun ölümsüzlüğe kavuşma arayışına tekabül ediyor.

Çağımız kapitalizminin mantığı teknolojik, sayısal ve algoritmik bir kültür üretiyor. Bu kültür trans-hümanizm denilen bir ideolojiye hizmet ediyor, ideolojinin amacı ise insan sonrası ya da hümanizm sonrası bir ütopyaya hayat vermek. Trans-hümanizm insanın bedensel ve zihinsel yeteneklerinin makinelerle geliştirilmesi anlayışına dayanırken, post-hümanizm yapay zekânın insanın doğal zekâsının yerini alabileceğine olumlu yaklaşıyor.

Ocak 2019 sayımızın dosyasındaki “Post-hümanizmin Soykütüğü ve Gelecek Projeksiyonu” başlıklı yazısında Yalın Alpay tartışmayı tarihsel ve felsefi bir bağlama taşıyor. Post-hümanizmin felsefi soykütüğünün, modernist, varoluşçu ve postmodernist dönemleri simgeleyecek çeşitli sınır taşı felsefeciler aracılığıyla izini sürmeye ve ardından “gelecek” projeksiyonlarıyla henüz var olmayan bir felsefenin olasılıklarını çizmeye çalışıyor. Bu sırada hümanizm ve post-hümanizm çerçevesinde genel inanışların bir yapı-sökümünü yapmayı da deneyerek, yaygın bakış açılarının sorunlarını gösteriyor.

“Yapay Zekânın Maharetleri ve Unutkan Toplumlar” başlıklı yazısında Nilgün Tutal insanın teknolojiden büyülenmesi ile teknoloji karşısında yaşadığı dehşetin insanlık tarihi kadar eski olmasına dayanarak, yapay zekâya dair bugün neleri düşünüp neleri düşünemediğimizi serimliyor. İnsanın sonu temasını bu büyüyü ve dehşeti yaşatan yapay zekânın nelere kadir olup nelere olamadığına dair örneklerle açıyor. Yapay zekânın kendi kendine öğrenme kapasitesi kazandıkça insana ait doğal zekâyı aşabilecek olmasının insanın kendi yaptığı makineden endişe duymasına yol açtığını gösterirken, algoritmik makineler konusunda sorulması gereken en mühim sorunun etik hakkında olduğunun altını çiziyor. Ve tekno-kapitalizmin insana neleri unutturduğunu tartışıyor.

Yalın Alpay ile Nilgün Tutal’ın çerçevesini çizdiği post-hümanizm tartışmasına Sarphan Uzunoğlu başka bir perspektif ekliyor. “Post-hümanizmde Üretim İlişkileri ve Rıza” başlıklı yazısında Sarphan Uzunoğlu önemli sorular soruyor: Post-human dünyasında emek neye benzeyecek? Sömürü, yabancılaşma benzeri kavramları nasıl ele almak gerekecek? Tarih içerisinde post-human evresini nereye yerleştirebiliriz? Uzunoğlu bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin, radikal şekilde gelişen yapay zekâ ve benzeri faktörlerin insanın, emeğin ve üretimin geleceğine etkisini ele alıyor. Bunu yaparken konunun eleştirel boyutuna bilhassa dikkat çekerek, post-hümanizmin insanın kendisini diğer canlı ve cansız varlıkların üstünde bir yere yerleştirdiği dönemin bittiğinin de habercisi olduğuna dair argümanları sunuyor. Ve insan merkezci şiddete dayalı tahakküm biçimlerinin robotlara karşı insan davranışının etik olmayan boyutlarla nasıl dönüştüğüne örnekler veriyor. İnsan o kadar tuhaf bir varlık ki, robotların çalıştığı genelevler açmayı düşünebiliyor…

Ergin Bulut teknolojik gelişmenin geldiği düzey ile insanın toplumsal yaşam koşullarının maruz kaldığı ideolojik ve söylemsel aldatmacayı “Çalışmanın Geleceği: Platform Kapitalizmi ve Robotlar” başlıklı yazısında inceliyor. Yazısıda gig ekonomisi ve otomasyon tartışmalarını ele alıyor. Bulut, her iki meseleye yönelik tartışmaların genel olarak bir kıyamet beklentisi ve teknolojik determinizmle bezeli olduğunu dile getiriyor. Bulut’a göre ekonomi politik ve sosyalist feminist perspektifleri hatırlamak, gerek “gig ekonomisi” gerekse otomasyon tartışmalarının arka planındaki sınıf projesini görmek açısından şart. Bulut, artık makinelerin ne yaptığımızı ve neyi nasıl yaptığımızı belirlediği “automacene” çağında yaşadığımızı ve belki de bunun çok sayıda mesleğin gereksiz sayılmasına yol açacağını, böylece insanların daha yaratıcı bir yaşam sürme imkânı bulacağına dair söylemlere karşı bizleri temkinli yaklaşmaya çağırıyor, politik sorunun bir teknoloji sorunu gibi tartışılmasına karşı sınıfsal hareketlerin tarihsel mücadelesinin yeniden anımsanmasıyla mücadele edilebileceğini söylüyor.

Varlık dosyalarında gerçek/hakikat sonrasını, sanatın sonunun gelip gelmediğini tartışmıştık; trans-hümanizm ya da post-hümanizm geçmiş sayılarımızda izlediğimiz temaların içine oturduğu çok daha gelişmiş bir bağlamı ele almamıza imkân tanıdı. Dileriz Varlık okuru da son zamanların en çok tartışılan post-hümanizm meselesini ilginç bulur.

Varlık’ta Bu Ay (OCAK 2019)

Yorum bırakın

Dosya: “Post-hümanizm ve Yeni Sorunlar” − Nilgün Tutal, Yalın Alpay, Sarphan Uzunoğlu, Ergin Bulut

Edebiyat Gündemi: “Kendi Kanıyla Şiirler Yazan Hattat: Hüseyin Ferhad” − Salih Bolat, Haydar Ergülen

Yazı: Şair Enver Ercan (Sinan Bakır) − Tiyatronun Köşetaşları: Haldun Dormen ile Söyleşi (Burak Süme) − Pınar Kür ve “Asılacak Kadın” (Erendiz Atasü) − Beni Taciz Eden Kadın Romancıyı Yıllar Sonra Açıklıyorum (Alper Çeker) – Sanatta İcat ve Keşif (Tuğrul Tanyol) – Tahir Abacı ve “Bir Gün Yeniden” (Şerif Mehmet Uğurlu) – “Evrenin Titreşen Işıkları” Sergisi Üzerine Merve Ünsal ile Söyleşi (Rumeysa Kiger) – “Korkut’a Masal”da Gülmece ve Felsefe (Halil Şahan) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Metin Cengiz, Yusuf Alper, Salih Bolat, Altay Ömer Erdoğan, Devrim Horlu, Müesser Yeniay, Anıl Can Uğuz, Muharrem Sönmez, Hıdır Işık, Mehmet Can Kuyucu, Nurgül Ulu

Öykü: Hande Balkız, Abdullah Mollaoğlu, İnci Aydın Çolak, Deniz Doğan, Hazar Üstün

Desen: G. Öykü Doğan

Varlık Kitaplığı: Metin Celâl ile “Yeni Türk Şiiri – 80’li Yıllar” Üzerine Söyleşi (Necati Tonga) − Nermin Yıldırım ile “Misafir” Üzerine Söyleşi (Feridun Andaç) – Perdeyi Aralamak – Derl. S. Ruken Öztürk, Hasan Akbulut (Bahar Altay) – Semih Erelvanlı ile “Külleri” Üzerine Söyleşi (Fikret Derya Tunçeri) – Konumlandırmalar – Ahmet Önel (Turgay Pasinligil) – Küçük General – Turan Dağlı (Fatma Yeşil) – Ateş Sözcükleri – Süreyya Aylin Antmen (Melih Levi) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Edebiyat Gündemi, Güncel Sanat, Dış Politika Yazıları, Eksen, Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Zeynep Şen, Varlık okurlarını dünyadaki kültür sanat olaylarından haberdar etmeyi sürdürüyor.

Yorum bırakın

Gültekin Emre, Varlık okurlarıyla “Şiir Günlüğü”nü paylaşmaya devam ediyor.

Yorum bırakın

Hiç kimse bir şey demedi mi, şaşırmadı mı gerçekten Nurullah Ataç’ın fotoğrafının yerine Cevdet Sunay’ınkinin konmasına? Hikmet Altınkaynak’ın hazırladığı Edebiyatımızdan Portreler’inde (İş Kültür Mayıs 2018) Nurullah Ataç’ın kızı Meral Ataç’ın “Babamın Emekleri Boşa Gitmedi” yazısının başındaki fotoğraf babasının değil çünkü. Yazının görseline ne editör ne görsel yönetmen dikkat etmiş. Ataç’ın emekleri boşa gitmiş. Editör, Cevdet Sunay’ı Ataç’ın yerine uygun görmüş, ne diyeyim!

Esra Kahraman’ın ikinci romanı “Turuncu Zamanlar” üzerine Ege Ertan yazdı. Varlık dergisinin Aralık 2018 sayısında.

Yorum bırakın

Esra Kahraman’ın ikinci romanı olan Turuncu Zamanlar, toplamda sekiz bölümden oluşan bir arayış hikâyesini anlatıyor okuyucuya. Adaleti, geçmişi, kayıpları ve anıları arıyoruz sayfaları çevirdikçe. Arıyoruz diyorum, çünkü romanda geçen düşlerle ve anılarla ışık tutulan geçmiş de, geçmişin etkileriyle şekillenen günümüz de tanıdık bize. Velhasıl biz, Onat Kutlar’ın deyimiyle “unutuşun kolay ülkesi” nin fertleri, Turuncu Zamanlar ile bekleyiş, unutuş ve arayış kavramlarıyla yoğrulmuş bir yolculuğa çıkıyoruz.

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: