Haydar Ergülen, “Seyir Halinde” başlıklı yazısıyla Varlık dergisinin Ekim 2019 sayısında.

Yorum bırakın

 

Küratör Başak Doğa Temur ile Altan Gürman’ın uzun yıllardır beklenen sergisi üzerine Rumeysa Kiger’in yaptığı söyleşi Varlık dergisinin Ekim 2019 sayısında.

Yorum bırakın

 

Türkiye güncel sanatının tarihinden bahsederken işlerinin görsellerini görüp de kendilerini pek göremediğimiz ve hakkında az sayıda metin yazılmış sanatçılardan biridir Altan Gürman. 1960’lardan başlayıp vefatına kadar süren 11 yıllık zaman diliminde ürettiği yapıtlarla Türkiye’de güncel sanatın başlatıcılarından biri olarak kabul edilen ve halen bu alanda üretimler yapan sanatçılara da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde (İDGSA) hocalık yapan Gürman’ın işleri, Koç Holding tarafından Eylül ayında açılan Arter’de 9 Şubat tarihine kadar sergileniyor. İşlerinin büyük bir kısmıyla arşivini bir bütün olarak satın alan Arter, serginin yanı sıra, çok sayıda eleştirmenin metinlerinden oluşan kapsamlı bir kitap da çıkardı. Sergi ile ilgili sorularımızı, küratör Başak Doğa Temür’e sorduk.

 

16. İstanbul Bienali’ne katılan sanatçılardan Müge Yılmaz ile Zeynep Şen’in yaptığı söyleşi Varlık dergisinin Ekim 2019 sayısında.

Yorum bırakın

 

“İşlerimde sadece var olan tarihsel karakterleri değil, şu anki potansiyel ve spekülatif gelecek hikâyelerini de düşünmeye çalışıyorum. Mitolojinin gerçek ile bilimkurgu arasında kurduğu bağ sanat için çok verimli. Mesela eskiden akbabaların yaşam ile ölüm arasında geçiş yapan hayvanlar olduklarını inanılıyordu. Günümüze baktığımızda 1990’lardan beri akbabaların %99’unun yok olduğunu görüyoruz. Şöyle sorular sormak istiyorum işimle: Soyu tükenen hayvanların ve bitkilerin özü bir mitolojiye mi dönüşüyor?”

 

Varlık dergisinin Ekim 2019 sayısında Kültür Gündemi: “Feminizm ve Kuir Hareketin Mutsuz Evliliği”

Yorum bırakın

 

Bu ayki Kültür Gündemi’nde Damla Karagöl’ün “Feminizm ve Kuir Hareketin Mutsuz Evliliği” başlıklı yazısına yer veriyoruz.

Kuir hareket içinde beden, cinsiyet ve kimliğe dair yeni tanımlamalar beklenmedik yarılmalar ortaya çıkarıyor. Uzun tarihi boyunca kadın bedeni üzerine inşa edilen ataerkil tahakküme karşı mücadele eden feminist hareket artık bazı mücadele pratikleri yüzünden ayrımcılıkla suçlanıyor. Biyolojik cinsiyetlerin atanmış, cinsiyet kimliklerinin ise doğuştan gelen hisle kişisel özdeşleşme olduğunu öne süren yeni trans-aktivistlerin hedefinde bu görüşe itiraz eden −“trans dışlayıcı radikal feministler” diye niteledikleri− feministler var. Söz konusu grup ise dışlayıcı olduğunu kabul etmeyerek kendilerine “toplumsal cinsiyet eleştirisi yapan feministler” diyor. Özün, inşanın ve beden politikasının tersine çevrildiği bu yeni matriste, trajik biçimde, aralarında çok az politik mesafe bulunan iki grup arasında kazananı olmayan bir savaş veriliyor.

Karagöl, feminist bir bilim insanı, moleküler biyolog kimliğiyle bu tartışmaya dahil oluyor ve kuir kuramı farklı katmanlarda ele alıp irdeliyor.

İleride farklı görüşlerden yazılara da yer vererek meselenin daha geniş kapsamda tartışılmasına katkıda bulunmayı umuyoruz.

Varlık dergisinin Ekim 2019 sayısının dosya konusu: “Övgüler ve Yergiler Arasında Polisiye”

Yorum bırakın

Polisiyenin edebî bir tür olarak kabul görmesi uzun süren tartışmaların sonucunda gerçekleşti. Öte yandan polisiye romanları, öyküleri edebî mi değil mi diye düşünmeden keyifle okuyan geniş bir okur kesimi var. Araştırmalar son yıllarda polisiyeye ilginin gittikçe arttığını, hatta İngilizcede günümüzde yayımlanan her üç kitaptan birinin polisiye olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Ekim ayı dosyamızın konusunu “Övgüler ve Yergiler Arasında Polisiye” olarak belirledik ve bazı polisiye yazarların kitaplarını merkeze alarak bu türün tarihini, yazın özelliklerini inceledik, ayrıca televizyondaki polisiye dizileri de ihmal etmedik. İleride Türk sinemasında polisiye üzerine bir yazıya da yer vereceğiz.

“Polis Romanını Yaratan ve Yaşatan İki Şey: Merak ve Güç Arayışı” başlıklı yazısında Korkmaz Alemdar, polisiye romanın öncüleri üstünde duruyor ve Umberto Eco’nun Gülün Adı’ndaki kimi kısımlar ile eski Arap Yahudi, Hint, Fars öykülerinin şaşılası benzerliğini alıntılarla gösteriyor.

Elif Güliz Bayram, “Türkiye’nin En Seri Polisiye Yazarı: Osman Aysu” başlıklı yazısında önce polisiye türünün Batı’daki doğuşunu, devrik öyküleme tekniğini anlatıyor, ardından 1994’ten günümüze doksan beş roman yayımlayan Aysu’nun eserlerini türün yeterliliklerine göre inceliyor.

“Cüneyt Ülsever Polisiyelerinde Toplumsal Gerçeklik” başlıklı yazısında Ejder Çelik Ülsever’in okurun toplumsal gerçekten yabancılaşmasını engellemek üzere suç ve gizem unsurlarından kısmen kaçındığını ileri sürüyor; suçun nasıl betimlendiğini, başkahramanların niteliklerini, suç ile toplumsal çevre arasındaki ilişkiyi inceliyor.

Mehmet Özkan Şüküran, Türkiye’de polisiye türünün en çok kazanan yazarı Ahmet Ümit’in niteliğe dair çabasını, türün belirgin izleklerine göre ne derece farklılaştığını “Aşındırma Denemeleri” başlıklı yazısında tartışıyor.

İncilay Cangöz haberlerde felaketleri izleyen seyircinin dizilerle bir rahatlama yaşadığını ileri sürüyor “Polisiye Diziler ve İzleyici Hazları” başlıklı yazısında; ayrıca yerli ve yabancı yapımların suç, şiddet ve toplum ilişkisi bağlamında ideolojik anlamlarını irdeliyor.

İyi okumalar.

Varlık’ta Bu Ay: Ekim 2019

Yorum bırakın

Dosya: “Övgüler ve Yergiler Arasında Polisiye” − Korkmaz Alemdar,  Elif Güliz Bayram, Ejder Çelik, Mehmet Özkan Şüküran, İncilay Cangöz

Kültür Gündemi: “Feminizm ve Kuir Hareketin Mutsuz Evliliği” – Damla Karagöl

Yazı: 16. İstanbul Bienali’ne Katılan Sanatçılardan Müge Yılmaz ile Söyleşi (Zeynep Şen) – Küratör Başak Doğa Temur ile Altan Gürman’ın Uzun Yıllardır Beklenen Sergisi Üzerine Söyleşi (Rumeysa Kiger) –  90’lara Günümüzden Bakmak (1): Özne Odaklı Postmodernizm Mümkün müydü? (Barış Acar) – Şule Gürbüz’ün “Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi” Hikâyesinde ‘Zaman’ ve ‘Anlam’ Problemi (Ercan Yılmaz) − Karnavaldan İntihara Semra Topal Romanlarında Hayatın Kör Noktaları: “Kirlihanımlar”, “Fagin” (Hande Balkız) − Murat Pilevneli ile Çağdaş Sanat Üzerine Söyleşi (Ege Işık) − Seyir Halinde (Haydar Ergülen) – Nesnelerin Dili (İlyas Tunç) – Ayvalık’ta Sanat: Ne Güzel Bir Gündü Hiç Aklımdan Çıkmaz (Gültekin Emre) – Pamukpınar  Köy Enstitüsü Tartışmasıyla İlgili Zorunlu Bir Açıklama (Sercan Ünsal) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Oya Uysal, Şükrü Erbaş, Çağla Meknuze Kırant, Egemen İşcan, Yasin Uysal, Yusuf Araf, Bayram Türk

Öykü: Kuroş Asedi, Serhat Kıran, Önder Şit

Desen: Melike Kılıç

Varlık Kitaplığı: Abilmuhsin Sönmez ile “Jengi” Üzerine Söyleşi (Gökhan Bakar) – “Bir Edebi Muhit Olarak Ankara 1923-1980” – Necati Tonga (Bilgin Güngör) – Hande Şarman ile “Aidiyet” Üzerine Söyleşi (Devrim Horlu) −  “Şair ve..” – Soner Demirbaş (Cenker Atila) – “Son Düş”  – Francis Scott Key Fitzgerald (Buse Özlem Bay) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre)

Varlık bu ay da Güncel Sanat, Kültür Gündemi, Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Varlık dergisinin Eylül 2019 sayısının öykücüleri: Aslı Akarsakarya, Alper Beşe, Oğuz Dinç, Ayşe Özkan

Yorum bırakın

Varlık dergisinin Eylül 2019 sayısının şairleri: Ahmet Telli, Sina Akyol, Tozan Alkan, Efe Duyan, Mehmet Özkan Şüküran, Murat Gil, Hasan Duymuş, Senem Keskin, Mustafa Nurkan, Ayda Canbaz

Yorum bırakın

Gültekin Emre, “Şiir Günlüğü”nü Varlık dergisinde yayımlamaya devam ediyor.

Yorum bırakın

Ümit Yaşar Işıkhan’ın bir çılgınlığı da, inanılmaz küçük şiir kitabı. Kâğıt zamlarını protesto etmek için ilk defa 1987 yılında yayınlanan Aşktan Sonra Hüzün, 2018 yılında yapılan son baskısı 0.4 x 0.6 cm.- 0.9 gram ağırlığı ve 72 sayfa özelliğiyle “okunabilir, dünyanın en küçük şiir kitabı” sayılıyor. Bu nedenle de Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş. Aşktan Sonra Hüzün şiir kitabı baskı üstüne baskı yapıyormuş. Okunmak için mi, bakılmak için mi diye düşünmeye gerek yok; işte farklı bir şiir kitabı!

İbrahim Tığ ile “Devrek Türküleri” üzerine Çetin Çağlayan’ın yaptığı söyleşi Varlık dergisinin Eylül 2019 sayısında.

Yorum bırakın

İbrahim Tığ, 30. Uluslararası Devrek Baston ve Kültür Festivali’nde Necatigil’in kızları Selma Necatigil ve Ayşe Sarısayın ile birlikte

 

Devrek’in bilinen birkaç türküsü vardı ama bunların hiçbiri kayıt altına alınmamış, yerelde kalmış ve de unutulmaya yüz tutmuştu. “Karakiraz, Baldudu’m”, “Hışır Kızı” bunlardan birkaçı. Bu türküler bizim ilk derlediğimiz türkülerdi. Biz bu türküleri derleyip öyküleriyle ortaya koyduğumuzda, halkımıza da yerel medya aracılığıyla duyuruyorduk. Bu bütün türküler için böyle oldu. Sonra değişik köylerimizden haberler aldık, “Bizim köyümüzde de eskiden şöyle şöyle türküler vardı” türünden. Söz konusu köye gittik. Yaşlı ninelere, teyzelere sorduk bildiklerini anlattılar, ezgilerini söylediler bize. O türkü için unuttuğu bölümü de işte filan mahallede şu kadın bilir, ona da sorun diyerek yönlendirmelerde bulunuyorlardı. Biz de ona da gittik, o da söz konusu türkünün 3. bölümünü hatırlayıp bize okudu. Öyle öyle o köyden güzel bir türkü çıkarmış olduk. Yaptığımız her çalışmayı kayıt altına aldık.

 

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: