Yalın Alpay, Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısında Fevzi Karakoç’un resimlerinde “Evren – Figür İkiliği”ni inceliyor.

Yorum bırakın

“Altın Atlar Meydanda”, Fevzi Karakoç, 2018

Karakoç bize bir öykü, anlam ya da mesaj iletmez. Seçtiği figürler ve tasvirler hiçbir öz taşımaz. Re­sim onda bir taşıyıcı ya da bir tem­sil mekanizması değil, varılmak is­tenen amacın bizzat kendisidir. Bu nedenle resmi ikincil kılıp da bir anlatı üretmeyi reddeder. Kendi dı­şına gönderme yapacak bir resim ona yabancıdır. Karakoç’ta resim, resim içindir.

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Irmak Zileli Romanlarında Zaman-Mekân-Ayrılık üzerine yazan Hande Balkız, “Tebdil-i Mekânda Ayrılık Vardır” diyor. Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Irmak Zileli (foto: Serhat Akavcı)

 

Irmak Zileli, Son Bakış’ta bu­günün sınırlarını aşan, adeta bir kısırdöngü içinde çözümsüzce sa­lınan bireysel ve toplumsal sorun­lara odaklanır. Gözlerini Kaçırma romanındaki gibi üç kuşak kadının hayatlarını biçimlendiren tarihsel, kültürel, coğrafi koşulları son tem­silci Tina üzerinden aktarır. Göl­gesinde romanında olduğu gibi za­manın ihlali söz konusudur. İhlal edilen şimdiyle genleşen zaman okuru geçmiş ve şimdinin kesinli­ği, geleceğin ihtimalleri içinde gez­dirir. Örümcek ağı gibi iç içe geçen sarmal kurgu güçlü bir yapıya ula­şır. Bellek dökümü sunan roman korkarak yaşamanın, ötekileştiril­menin yıkıntıları arasında dolaşan hikâyeler anlatır. Tina’nın iç sesi ölüm anına sızan geçmişin sesle­riyle buluşur.

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Kore’nin Oscar’lı Filmi “Parazit” ve Man Booker Edebiyat Ödüllü “Vejetaryen” üzerine Çiğdem Ülker yazdı. Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısında.

Yorum bırakın

“Parazit” filminden bir sahne

Eğer yaşadığınız şehir açlarla dolu ise hiçbir duvar, hiçbir kame­ra sizi koruyamıyor. Evinizi yük­sek duvarların arkasına bile sakla­sanız yine de yoksulların gözleri üstünüzdedir.

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Varlık, Nisan 2020 / Editörden: “Edebiyatın bittiği yerde ‘insanlık’ı anlamlandıracak sözcükler yok”

Yorum bırakın

 

“Edebiyat da bir yere kadar, önce insanlık” gibi nidalar yükseliyor bazen, hem de şairlerden, yazarlardan. Üzücü. Edebiyatın bittiği yerde “insanlık”ı anlam­landıracak sözcükler yok çünkü. Evet, edebiyat hayat kurtarmaz, ama “hayat”ı anlamlı kılan sözcük örgüsünü bize sunar. Hayattan bahsedebiliyorsak edebiyat sayesinde. Tabii, popüler kültürün “anlam paketleri”nden birini alıp mutlu me­sut yaşamak mümkün, ancak hayatı bizim kılmak, kendimizi gerçekleştirmek is­tiyorsak, edebiyattan / sanattan başka çare arayamayız, bu yolda pek çok çile çe­kecek olsak da.

Nisan 2020 sayımızın dosyasında “Edebiyat iyileştirir mi?” diye soruyoruz. Her şeyin insanı iyileştireceği, güzelleştireceği, mutlu edeceği vaadiyle pazarlan­dığı günümüzde edebiyata da böyle değer biçildiğini görüyoruz, ama niyetimiz o sulara girmeden edebiyatın bir hap olmadığını hatırlatmak. Edebiyat bir kimlik edinmemizi sağladığı gibi, hayatımızla yüzleşmemizi de sağlıyor ve bu sağaltıcı yüzleşmenin sancılı geçmeyeceğini kimse söyleyemez.

*

Varlık’ı, özellikle ana dosyamızı, büyük oranda iki ay önceden hazırlıyoruz, ama baskı öncesi çalışmalarımızı her ayın 10’u ila 20’si arasında tamamlıyoruz. Nisan sayımızın hazırlıklarını koronavirüsün ülkemizde de görüldüğü ve ya­yıldığı, tüm dünyadan gelen üzücü haberlerin yoğunlaştığı günlerde tamamla­dık. Hükûmetler, sağlık sistemleri, küçük büyük işletmeler, bütün insanlık bir sınavdan geçiyor. Ulus-devletler, kapitalizm bu süreçten kendisini yeniden yapı­landırarak çıkacak. Bu dönüşümü olumlu yönde nasıl, ne kadar etkileyebiliriz? Sağlığımız için endişeleneceğiz elbette ama ötesine geçip tüm boyutlarıyla iyi de­ğerlendirmemiz gereken bir dönemdeyiz.

Bu zor günleri en kısa sürede atlatmak ümidiyle esenlik diliyoruz.

Mayıs sayımızda buluşmak üzere.

Mehmet Erte

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısında EDEBİYAT İYİLEŞTİRİR Mİ? diye soruyoruz. Dosya editörümüz Nilgün Tutal anlatıyor, blogumuzdan okuyabilirsiniz.

Yorum bırakın

Dosyamız bir soru soruyor, ba­sit: Edebiyat iyileştirir mi? “Biz Birbirimize Âşıktık” başlık­lı, Nilgün Tutal imzalı ilk yazı, Fransa’da bu yılın Ocak ayında ya­yımlanmasının ardından yedi bas­kı yapan Vanessa Springora’nın Le Consentement (Onay) başlıklı ro­manı hakkında. Roman yazarının 13-15 yaşları arasında ünlü yazar Gabriel Matzneff ile yaşadığı iliş­kiyi konu alıyor. Matzneff eserle­rinde rüşt yaşına erişmemiş kız ve erkek çocukları ile cinsel ilişkileri­ni anlatan ve bununla ünlü olmuş, devlet sanatçısı sayılan ve kendi­sine bu nedenle kültür bakanlığı­nın aylık maaş bağladığı bir yazar. Springora romanında Fransa’nın 1968 Devrimi etkisi altında biçim­lenen “sanat ahlaktan üstündür” anlayışıyla “mübah” gördüğü ço­cuğa yönelik cinsel istismar olgu­su hakkında kendi özyaşamında benzer bir olayın açtığı yarayı an­latıyor. Roman Fransa’da Matzneff ve benzer sanatçıların bu tür yasay­la düzenlenmiş suç işleme durum­larında yasanın ötesinde sayılıp sa­yılamayacağına dair bir tartışma başlattı. Tutal, Springora’nın edebi yolla sözünü söyleyerek kişisel ve toplumsal iyileşme yolunu seçme­sini ele alıyor.

Dosyanın “Yazı İyileşti­rir mi?” başlıklı, Fidan Terzi­oğlu imzalı ikinci yazısı, yazı­nın iyileştiriciliğine dokunmak istiyor. İnsan yazıya neden sarılır? Bu ilişki nasıl kurulur, nasıl güçle­nir, nasıl yollardan geçer? Kim ya­zıyor, kimin için, ne için yazıyor? Kendi kitabını okumak ne demek­tir? Soruların içinden yeni soru­ların açıldığı bu yazıda Terzioğlu, Hamlet’i, yazarını ve okurunu iyi­leştiren, böylece başka yazılara açı­lıp büyüyen bir metin olarak se­lamlıyor.

“Uykusuzluk Nasıl Edebiyat Olur?” başlıklı üçüncü yazıda Pe­lin Kıvrak uykusuzluğun çağdaş dünya edebiyatında çoğunlukla insanlığın geleceğini tehlikeye so­kan bir hastalık ya da bireyin iyi­leştirmesi gereken bir sıkıntı olarak temsil edilse de yaratıcı zihinlerin uykusuzlukla ilişkilerinin kendile­rine özgü oluşunu tartışıyor. “Uy­kuya ihtiyaç duyan insan/işçi” ve “uyuyamayan entelektüel” arasın­daki farkı bulandıran ve psikolo­jiden siyasete pek çok disiplini bir araya getiren edebî temsillerden bi­ri çağdaş edebiyatın uyuyamayan kadın figürüdür. Pelin Kıvrak yazı­sında uykusuzluğun temsilini ede­bi tarihsel bir mercekten ve kadın karakterler üzerinden inceliyor.

Dosyamızda edebiyatın top­lumsal ve politik sağaltıcı işlevini ele alan iki yazı var. “Tanımadan Tanınmaya, Felaketten Anlatı­ya Dilin Şifası” başlıklı ilk yazıda Mehmet Özkan Şüküran pek çok farklı noktaya uğrayarak edebî ola­nın sağaltıcı gücünü vurguluyor. Edebiyatın temel olarak ayna işlevi gördüğü kabulünü tartışan yazıda, kişinin kurmaca metin aracılığıyla kendini tanımasının, kendini baş­ka bir ışık altında görebilmesinin neye tekabül ettiği ele alınıyor. Ya­zı dilin bir şifasının olduğunu söy­leyerek tartışmayı felaket anlatısına kadar götürüyor.

“Dünya Kuran, İyileştirici Ede­biyat” başlıklı diğer yazı ise Yaşar Kemal’in eserleri üzerine çalışma­larıyla tanınan Erol Köroğlu’na ait. Köroğlu yazısında “edebiyat eleşti­rir mi?” sorusuna Yaşar Kemal ve Paul Ricoeur’un dilin ve kurmaca­nın gücünü vurgulayan saptama­ları üzerinden bakıyor ve bunlarla bağlantılı olarak Elaine Scarry’nin dilin araç haline gelerek dünyayı kurma düşüncesini tartışıyor. Bu tartışmanın ardından, Yaşar Ke­mal’in Karıncanın Su İçtiği roma­nındaki kimsesiz çocuk sürüleri bölümüne odaklanarak, bu acı ve­rici öykünün edebiyatın dünyayı kurma ve dolayısıyla iyileştirici ol­ma özelliklerinin bir örneğine nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Dosyamızın “Masal Odada ve Yaşamla Ölüm Arasındaki 150 Metrekarelik Alanda Sanat” başlık­lı son yazısında Itır Erhart kendi sanat terapisi deneyimini aktarıyor. 2003-2005 yılları arasında Chica­go’daki Children’s Memorial Hospi­tal’da sanat terapisi gönüllüsü ola­rak çalıştığı günleri ve deneyimleri içten ve samimi bir sesle anımsıyor. “O güne kadar “sanat” ve “tera­pi” kelimelerinin yan yana gelebi­leceğini bile düşünmemiştim,” di­yen Erhart yazısında bu deneyimin kendi üzerindeki dönüştürücü et­kisini okurla paylaşıyor.

Nilgün Tutal

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Varlık’ta Bu Ay (Nisan 2020)

Yorum bırakın

Dosya: “Edebiyat iyileştirir mi?” – Nilgün Tutal, Fidan Terzioğlu, Pelin Kıvrak, Mehmet Özkan Şüküran, Erol Köroğlu, Itır Erhart

Yazı: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Narmanlı Yurdundaki Yılları  (Alper Çeker) – Melisa Gürpınar’ın “Her Harf Bir Melek”i ve Edebî Eserin Sunumunda Rokoko (Ersun Çıplak) – Tebdil-i Mekânda Ayrılık Vardır: Irmak Zileli Romanlarında Zaman-Mekân-Ayrılık (Hande Balkız) – Kore’nin Oscar’lı Filmi “Parazit” ve Man Booker Edebiyat Ödüllü “Vejetaryen” (Çiğdem Ülker) – Varlığın Yüzeye Mahkûmiyeti: Fevzi Karakoç’ta Evren-Figür İkiliği (Yalın Alpay) – Felaket İstasyonu Sergisi (Gültekin Emre) – Dergi Tefrikası – 1 (Haydar Ergülen) – “Sayılı Gündü Geçti” ve Hüseyin Su (Necati Mert) – “Ben Kimim? Bir İlkel ve Bir Çocuk” (İlhan Berk – Hüseyin Ferhad) – İmgenin Haylaz Çocuğu: küçük İskender (Sinan Bakır) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Öykü: M. Özgür Mutlu, Sitem Şanlı, Murat Şahin Öcal, Serkan Gülpınar

Şiir: Altay Öktem, Yücel Kayıran, Alperen Yeşil, Naile Dire, Aysu Kılıç, Sadık Ay, Özlem Balıkcı, Ümit Akgün

Desen: Özge Ekmekçioğlu

Varlık Kitaplığı: “Dayı Parçası” – Murat Yalçın (Bâki Asiltürk) – “Ya Hiç Karşılaşmasaydık” – Tuğçe Isıyel (İrem Civelek) – “Biricik Hikâye” – Julian Barnes (Hakan Bora) – Hüseyin Serhat Arıkan ile “Bir Dün Var Yarında” Üzerine Söyleşi (Yiğit Kerim Arslan) – Yiğit Kerim Arslan ile “Kirpik Bilgisi” Üzerine Söyleşi (Hüseyin Serhat Arıkan) – “Ülkü Tamer Şiiri, Gole Giden Bir Panter” – Aslıhan Tüylüoğlu (Veysel Çolak) – Cengiz Kılçer ile “Sosyalizm, Sanat, Edebiyat” Üzerine Söyleşi (Şeref Bilsel) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Edebiyattan resme geniş bir alanda yazılar, söyleşiler yayımlayan Varlık bu ay da Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısının dosya konusu: EDEBİYAT İYİLEŞTİRİR Mİ? Nilgün Tutal’ın hazırladığı dosyamızdaki yazılar hakkında bilgi almak için blogumuzu ziyaret edebilirsiniz.

Yorum bırakın

Dosyamız bir soru soruyor, ba­sit: Edebiyat iyileştirir mi? “Biz Birbirimize Âşıktık” başlık­lı, Nilgün Tutal imzalı ilk yazı, Fransa’da bu yılın Ocak ayında ya­yımlanmasının ardından yedi bas­kı yapan Vanessa Springora’nın Le Consentement (Onay) başlıklı ro­manı hakkında. Roman yazarının 13-15 yaşları arasında ünlü yazar Gabriel Matzneff ile yaşadığı iliş­kiyi konu alıyor. Matzneff eserle­rinde rüşt yaşına erişmemiş kız ve erkek çocukları ile cinsel ilişkileri­ni anlatan ve bununla ünlü olmuş, devlet sanatçısı sayılan ve kendi­sine bu nedenle kültür bakanlığı­nın aylık maaş bağladığı bir yazar. Springora romanında Fransa’nın 1968 Devrimi etkisi altında biçim­lenen “sanat ahlaktan üstündür” anlayışıyla “mübah” gördüğü ço­cuğa yönelik cinsel istismar olgu­su hakkında kendi özyaşamında benzer bir olayın açtığı yarayı an­latıyor. Roman Fransa’da Matzneff ve benzer sanatçıların bu tür yasay­la düzenlenmiş suç işleme durum­larında yasanın ötesinde sayılıp sa­yılamayacağına dair bir tartışma başlattı. Tutal, Springora’nın edebi yolla sözünü söyleyerek kişisel ve toplumsal iyileşme yolunu seçme­sini ele alıyor.

Dosyanın “Yazı İyileşti­rir mi?” başlıklı, Fidan Terzi­oğlu imzalı ikinci yazısı, yazı­nın iyileştiriciliğine dokunmak istiyor. İnsan yazıya neden sarılır? Bu ilişki nasıl kurulur, nasıl güçle­nir, nasıl yollardan geçer? Kim ya­zıyor, kimin için, ne için yazıyor? Kendi kitabını okumak ne demek­tir? Soruların içinden yeni soru­ların açıldığı bu yazıda Terzioğlu, Hamlet’i, yazarını ve okurunu iyi­leştiren, böylece başka yazılara açı­lıp büyüyen bir metin olarak se­lamlıyor.

“Uykusuzluk Nasıl Edebiyat Olur?” başlıklı üçüncü yazıda Pe­lin Kıvrak uykusuzluğun çağdaş dünya edebiyatında çoğunlukla insanlığın geleceğini tehlikeye so­kan bir hastalık ya da bireyin iyi­leştirmesi gereken bir sıkıntı olarak temsil edilse de yaratıcı zihinlerin uykusuzlukla ilişkilerinin kendile­rine özgü oluşunu tartışıyor. “Uy­kuya ihtiyaç duyan insan/işçi” ve “uyuyamayan entelektüel” arasın­daki farkı bulandıran ve psikolo­jiden siyasete pek çok disiplini bir araya getiren edebî temsillerden bi­ri çağdaş edebiyatın uyuyamayan kadın figürüdür. Pelin Kıvrak yazı­sında uykusuzluğun temsilini ede­bi tarihsel bir mercekten ve kadın karakterler üzerinden inceliyor.

Dosyamızda edebiyatın top­lumsal ve politik sağaltıcı işlevini ele alan iki yazı var. “Tanımadan Tanınmaya, Felaketten Anlatı­ya Dilin Şifası” başlıklı ilk yazıda Mehmet Özkan Şüküran pek çok farklı noktaya uğrayarak edebî ola­nın sağaltıcı gücünü vurguluyor. Edebiyatın temel olarak ayna işlevi gördüğü kabulünü tartışan yazıda, kişinin kurmaca metin aracılığıyla kendini tanımasının, kendini baş­ka bir ışık altında görebilmesinin neye tekabül ettiği ele alınıyor. Ya­zı dilin bir şifasının olduğunu söy­leyerek tartışmayı felaket anlatısına kadar götürüyor.

“Dünya Kuran, İyileştirici Ede­biyat” başlıklı diğer yazı ise Yaşar Kemal’in eserleri üzerine çalışma­larıyla tanınan Erol Köroğlu’na ait. Köroğlu yazısında “edebiyat eleşti­rir mi?” sorusuna Yaşar Kemal ve Paul Ricoeur’un dilin ve kurmaca­nın gücünü vurgulayan saptama­ları üzerinden bakıyor ve bunlarla bağlantılı olarak Elaine Scarry’nin dilin araç haline gelerek dünyayı kurma düşüncesini tartışıyor. Bu tartışmanın ardından, Yaşar Ke­mal’in Karıncanın Su İçtiği roma­nındaki kimsesiz çocuk sürüleri bölümüne odaklanarak, bu acı ve­rici öykünün edebiyatın dünyayı kurma ve dolayısıyla iyileştirici ol­ma özelliklerinin bir örneğine nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Dosyamızın “Masal Odada ve Yaşamla Ölüm Arasındaki 150 Metrekarelik Alanda Sanat” başlık­lı son yazısında Itır Erhart kendi sanat terapisi deneyimini aktarıyor. 2003-2005 yılları arasında Chica­go’daki Children’s Memorial Hospi­tal’da sanat terapisi gönüllüsü ola­rak çalıştığı günleri ve deneyimleri içten ve samimi bir sesle anımsıyor. “O güne kadar “sanat” ve “tera­pi” kelimelerinin yan yana gelebi­leceğini bile düşünmemiştim,” di­yen Erhart yazısında bu deneyimin kendi üzerindeki dönüştürücü et­kisini okurla paylaşıyor.

Nilgün Tutal

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Varlık dergisi Mart 2020 sayısının şairleri: Muzaffer Kale, Hasan Öztoprak, Betül Dünder, Ece Apaydın, Onur Sakarya, İ. Deniz Aslan, Mustafa Torun, Cihan Adıman, Batuhan Suiçmez

Yorum bırakın

Varlık dergisi Mart 2020 sayısının öykücüleri: Ümit Aykut Aktaş, Başak Kutlu Atay, Dilek Şenol Orhon

Yorum bırakın

Cumhuriyet döneminin ilk kadın yazarlarından Nezihe Meriç, 17 yıl önce Varlık dergisinde ne demişti? Blogumuzdan okuyabilirsiniz.

Yorum bırakın

Mayıs 2003’te Varlık dergisinde İdil Önemli, Nezihe Meriç’e şöyle sormuştu:

“Cumhuriyet döneminin ilk kadın yazarlarından biri olarak, Çağdaş Türk Edebiyatı’nın geçirmiş olduğu evrelere gerek yazınınızla gerek gözlemlerinizle şahitsiniz. Bundan yola çıkarak, ilk yazmaya başladığınız dönemin şartlarında bir kadının ‘yazar olmayı istemesi’yle başlayan serüven ile şu içinde bulunduğumuz dönemde bir kadının ‘yazar olmayı istemesi’yle başlayacak serüven arasında ne gibi farklılıklar ve benzerlikler görüyorsunuz?”

Bir açıdan Mart sayımızın dosyasını özetlediğini ve hatta ona farklı bir perspektif kattığını düşünerek Nezihe Hanım’ın bu soruya verdiği yanıtı aşağıda sizlere sunuyoruz.

“Cumhuriyet dönemi dendiğinde siz küçükler, gençler —böyle izlenimlerim var— bizleri, yani şimdinin yetmişi geçmişlerini, hani şu Kurtuluş Savaşı’yla, Milli Mücadele devriyle, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarıyla ilgili olarak çevrilen filmlerdeki, sıkma başlı, kalın ipek çoraplı, çarliston ayakkabılı, saçları bukleli de gözleri sürmeli, küçük şapkalarını sol kaşına eğmiş hanımlarla karıştırıyorsunuz. Yok, öyle değil. Bizim yetiştiğimiz, hele hele yazmaya başladığımız ellili yıllarda, biz de sizler gibi, modern genç kızlardık. Yazıyorduk. Dergiler yazdıklarımızı yayınlıyordu. Kitaplarımız basılıyordu. Bozbulanık 1953’te yayınlanmıştı. Tam elli yıl önce. Bu açıdan bir farklılık yok. Ha, içerik açısından soruyorsanız, var. Bizim önümüzde, bir kuruluş vardı. Henüz yozlaşmamış —ama her toplumda olduğu gibi, eğrileri doğruları olan— henüz coşkusu kaybolmamış, henüz genç, istekleri, yaratıları, yaşam biçimleriyle, hep canlı bir gençlik. O yılların Ankara’sını düşündüğüm zaman, içim sızlıyor. Sanki akılda kalan, çok güzel bir düş o yıllar. Şimdi çok fazla içinizde olmasam da, çevremde genç arkadaşlarınız var. Elimden geldiğince, okumaya, izlemeye çalışıyorum. Ama genel olarak —üç-beş adı ayırıyorum— hiç bana sevinç getiren, beni heyecanlandıran, umut beslememe yardımcı olan bir hava bulamıyorum. O bizdeki coşku yok olmuş gibi geliyor bana. Tartışmalarınızı okumak istiyorum. Kaybolan değerler sizleri nasıl etkiledi, neler istiyorsunuz, aradığınız ne? Neleri bulamıyorsunuz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz, bizleri okuyor musunuz, bizler için neler düşünüyorsunuz? Bu soruları çoğaltabilirim. Sizlere ulaşamıyorum çoğu zaman. Soruyu yeniden okudum, ben alıp başımı gitmişim. ‘Yazar olmayı istemek’ ne demek?.. Orasını pek çıkaramadım. Yazar olmak, istemekle olan bir şey değil zaten. Bir şeyi, ‘yaşamak’ adına, olmazsa olmaz olarak istiyorsa insan, o şeyi yapar. Ayrıca, bu duygu, bu güç, insanın doğuşuyla beraber getirdiğidir. Ona verilmiştir. Başka türlüsü sağlıksızdır, yapaydır, işe yaramaz. O vardır, geliştirilir. İşlenmezse öylece kalır. İyi yazar, kötü yazar diye adlandırılır. Eğer bizim zamanımızda kadın yazarın koşulları neydi, şimdiki genç kadın yazarların koşulları ne diye soruyorsanız, bizimki, yazardın, yollardın, basılırdı beğenilirse. Şimdi böyle olmuyor mu? Hani medya diye adlandırılan bir şey var ya, bu durum onunla ilgili/mi? Ben kendisiyle tanışmamaya büyük özen gösterdim. Unutulmayı bile göze aldım. Tanışmadık. Onun için pek bilemiyorum.”

Yeni kuşağın yeniden ele alması gereken, güncelliğini yitirmediğine inandığımız meseleler…

Bu ayki “Nezimce Yaşamak / Nezihe Meriç Edebiyatı Üzerine” dosyamızı keyifle okumanızı diliyoruz.

Mehmet Erte

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: