Langalı Fatma Hanım’ın “Hanımlara Mahsus Gazete”nin, 28 Rebi’l ahir 1313-1895 tarihli sayısında yer alan şiirini Mahmut Temizyürek günümüz Türkçesiyle söylüyor: “Kadınlar Hakkında Bazı Efkâr

Yorum bırakın

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Emre Dirim, Ataç Elalmış’ın koronavirüsün hayatımıza girmeye başlamasıyla tuttuğu “Günlüknâme”deki desenler üzerine yazıyor. Varlık dergisinin Haziran 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Resimlerinde Şahmeran’a, keçiye, turnaya, güvercin, balık, zeytin ağacına ağırlık veren Ataç Elalmış, koronavirüsün hayatımıza girmeye başlamasıyla birlikte 21 Mart’tan itibaren günlük tutmaya başlamış çizimlerinin içinde, buna da Günlüknâme adını vermiş. Bu günlükte güncel vaka sayıları, yani son 24 saatte ölenler, toplam ölüm sayısı, iyileşenler, yoğun bakımda olanlar, hastalığa yakalananlar da günü gününe yer almaya başlamış. Kendi resimlerine çalışırken günlük olayların seyrini de resimlerine işlemiş.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Ersun Çıplak, “Narsistik Boşlukta Bir Sevgili Yaratmak” başlıklı yazısıyla Varlık dergisinin Haziran 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Jean-Léon Gérôme, “Pygmalion ile Galatea”,1890

 

Kadın cinayetleri artıyor, arttıkça dikkat çekiyor, dikkat çektikçe korkacağı düşünülen kadınlar daha çok ses çıkarıyor. Çıksın tabii. Kadınlar seslerini yükselttikçe kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri geniş bir kesimden tepki görüyor. Çok yaşasın kadınlar. Kadınların medyaya yansıyan tepkileri geniş bir yelpaze oluşturuyor. En uçta “idam isteriz” nidaları yer alıyor ama bu talebin karşılanması hukukçular açısından büyük bir sorun. Zira idamın bir ceza olup olmadığı belli değil. Ayrıca insani bir çözüm de sayılmaz. Buna karşılık akılcı tepkiler daha yoğun. Örneğin hükümetin cinsiyet ayrımcılığına karşı duyarlı olması, kadın haklarını garanti altına alan yasalar çıkarması, kadına yönelik suçların yaptırımlarının caydırıcı hale getirilmesi gibi. Gösterilen tepkilerin ve karşılık bulması istenen taleplerin büyük ölçüde akılcı olması gerçekten sevindirici. Bunun tersi, toplumun çözülmesine neden olabilir.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık dergisinin Haziran 2020 sayısının dosya konusu: YENİ BİR BAŞLANGIÇ MÜMKÜN MÜ? / KORONAVİRÜS İLE SINIRDA DÜŞÜNMEK / Dosyamızın içeriği hakkında bilgi almak için blogumuzu ziyaret edebilirsini.

Yorum bırakın

Varlık dergisinin Haziran 2020 sayısında, yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen salgının olumlu sonuçları olabilir mi diye merak ediyor ve “Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü?” diye soruyoruz. “Koronavirüs ile Sınırda Düşünmek” dosyamızın yazarları: Ferit Güven, Mehmet Özkan Şüküran, Selçuk Orhan, Deniz Bağrıaçık ve Aydın Çam.

Varlık dergisinin Haziran 2020 sayısının dosya konusunu belirlemeye çalışırken başta felaketler sırasında entelektüelin konumunu sorgulamak istiyorduk. Krizler karşısında entelektüel ne diyebilir, onun sözünden nasıl faydalanabiliriz? Ancak yazarlarımızla konuştukça kısa sürede koronavirüs salgının bizi getirdiği sınır durum dosyamızın meselesi olarak öne geçti. Çünkü vardığımız sınır, hayatı kavrayış biçimimizde bir yenilenmeyi şart koşuyor. Elbette geçmişten bağımsız bir yenilenmeden bahsetmiyoruz, hatta içinde bulunduğumuz krizin nedenlerini sürdüregeldiğimiz toplumsal, siyasi vb. yapılarda, düşünme biçimlerinde arıyorsak eğer, geleceğin kapısını açacak anahtarı da geçmişte bulacağız. “Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü? Koronavirüs ile Sınırda Düşünmek” başlıklı dosyamızda hepten karamsar yazılar yok, ama çok iyimser olmak için de henüz erken diyoruz ve karşımızdaki engelleri sorguluyoruz.

Dosyamızın “Virüs ve Felsefe” başlıklı ilk yazısında Ferit Güven küresel krizlerin sadece bilimsel bir sorun olarak görülüp bilimsel düşünceyle çözülemeyeceğini, kendimizi kavrama biçimimizin kökten değişmesi gerektiğini ileri sürüyor. Aksi halde bilimsel düşünme ve güç üretme sürecinin karşı karşıya bulunduğumuz sorunlardaki rolünü göz ardı etmiş olacağımızı vurguluyor. İnsan ile ne canlı ne de cansız olan virüs arasında biyolojik ve kavramsal bir paralellik kuruyor. Derrida’nın hayalet kavramını tam da bu noktada devreye sokarak insanın ve virüsün hayaletsi bir varoluşu olduğunu gösteriyor. Virüsün farmakolojik (pharmakon: hem ilaç hem de zehir) olarak yorumlanması gerektiğini, sorunların savaş retoriği (küresel ısınmaya karşı savaş, vb.) ile tanımlanamayacağını savunuyor. Güven’e göre, “Koronavirüsün zaten çok kötü olan etkileri arasında en yıkıcı sonuç her şeyin eski haline dönmesi olacak. Bizi içinde bulunduğumuz zor duruma sokan yapıların ve süreçlerin daha da güçlendiği anlamına gelir çünkü bu.”

Mehmet Özkan Şüküran da “savaş retoriği” konusunda Güven’le aynı fikirde. “Teorik Bahisler Odağında Covid-19” başlıklı yazısında şöyle diyor: “İktidarlar tıpkı bir savaş terminolojisi kullanıyor, cephedekileri de sağlık görevlileri olarak odağa alıyor. Azılı, imha edilmesi gereken düşman olarak virüs, imha yetkisi ve araçları eline verilen asker olarak sağlık çalışanları.” Şüküran, virüsün entelektüel gündemi şekillendirdiğini söylüyor; henüz devam eden, sıcağı sıcağına yapılan yorumların, açılan teorik tartışmaların izdüşümlerini ele alıyor. Zira teorik çerçeveden gelen yorumlar her ne kadar geniş bir alanda dikkat toplamış olsa da, pratikte istihdamı genişleten şirketler var, vardiya usulü ve asgari ücretle çalışan kesim de işlerine aynı şekilde devam ediyor. Bunları göz önüne alarak entelektüel çevreden gelen yorumlar üzerinde duran Şüküran, yazısında ihtiyatlı davranmanın ve negatifliği genişletmenin daha iyi bir zemin sunduğunu ileri sürüyor.

2019 yılının sonunda başlayan ve dünyayı saran Covid-19, biyopolitikadan otokrasiye, tüketim toplumundan insan haklarına yürürlükteki pek çok tartışmayı yeniden canlandırırken ortaya çıkardığı nokta –aslında herkesin önünde dursa da– göz ardı edildi: Uygarlığımız yaşlandı ve artık kendi krizlerine tepki vermesini sağlayan melekelerini yitirmeye başladı. Sadece olumlu anlamda bir tepkiden söz etmiyoruz; örneğin otokrasilerin pandemiyi kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak yönünde kullanan kararlar alamayışı da incelenmeye değer. İşte Selçuk Orhan “Yaşlanma Belirtileri” başlıklı yazısında bunları anlatıyor ve pandemi karşısındaki siyasetsizliği uygarlığımızın geri dönüşsüz bir yaşlılık belirtisi olarak ele alıyor. Şöyle diyor Orhan: “COVID-19 pandemisi, karşılaştırıldığı geçmiş salgınların çoğu kadar korkunç değil; çiçek hastalığı daha çok can aldı, çocuk felci çok daha yıkıcıydı, veba salgınlarının nüfusa oranla yarattığı kayıpla COVID-19’un sonuçlarını yarıştırmak haksızlık olur. Hatta belki yaşadığımız salgın İspanyol gribinin bile bir derece altındadır. Ama bu salgın uygarlığımızın hayati bir melekeyi yitirdiğini açığa çıkardı: Ortak bir değer yaratmak.”

Deniz Bağrıaçık “Günahlarından Kaçamayan Keçiler” başlıklı yazısında yaşadığı Paris kentindeki dönüşüm üzerinden meseleye bakıyor. Koronavirüs salgınına gelene kadar nasıl bir süreçten geçtiğimizi, postmodern insanın güvencesiz, yarınsız şekillenen hayatını, küreselleşmenin ve kitle turizminin beraberinde getirdiği kimliksizleşmeyi, yeni standartların oluşmasında sosyal medyanın rolünü sorguluyor. “Covid-19 hepimizin hayatına beklenmedik şekilde girdi, yordu, yok etti, yoksullukları ve eşitsizlikleri artırdı, fakat değişmek, düşünmek için de bir şans verdi. Herkesin doğa, sevdikleri, ilişkileri ve işi hakkında yeniden düşünmesi için bir şans anlamına geliyor bu virüs. Piyasa ekonomisinin görkemli yükselişinden çok önce özümüzde var olan iyiliğe, şefkate, dayanışmaya dönmek ve doğanın aklını yeniden anlayabilmek için eşsiz bir fırsat. Günah keçisi aramamalıyız, eylemlerimizin sorumluluğundan kaçmanın mümkün olmadığını anlamakta fayda var,” diyen Bağrıaçık yazısını bir soruyla bitiriyor: “Bu pandemi, en çok da hayatın her alanında uzun süreli ve etik kararlar vermenin, bu kalabalık nüfus için en doğru yaşam biçimi olduğunu göstermedi mi?”

Aydın Çam, “Sinemasal Çelişkiler Üzerine” başlıklı yazısında, şehirle birlikte modernliğin kahramanı (ve motoru) atfedilen sinemanın çelişik karakterini, salgın günlerinin çelişkili olgu ve durumlarıyla ilişkilendirerek soruşturmaya açıyor. Neredeyse kendiliğinden hâsıl olan, bir refleks gibi sürüp giden devinimin aksaması, pek çok çelişkiyi görünür kılıyor. Kapatılmayla beraber, açıklık duygusu yitiriliyor ama bu duygunun yitimiyle kapalılık da anlamsızlaşıyor. Mekâna mahkûmiyet görünür oluyor. Dışarı çıkmaması gerekenlerle, içeri girmemesi gerekenler bir arada yaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılda insanlar, en önemli krizler sırasında dahi sinemaya gitmeye devam ettiler. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında, Büyük Buhran’da ya da Soğuk Savaş yıllarında sinema hep vardı ve insanların ilgisi hep oldu. Bunun en önemli nedeni sinemanın bir kaçış olanağı sunması belki de. Evet, sinemaya ihtiyacımız var ve bu yüzden fizikî temasın asgariye indiği, fizikî mekâna bağlı toplumsallaşmanın askıya alındığı şu günlerde dahi sinema kendisine yeni yollar arıyor. Aydın soruyor: Peki sinema bu krize rağmen yine hayatta kalabilecek mi?

İyi okumalar.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Editörden: Varlık (Haziran 2020)

Yorum bırakın

Koronavirüs salgını toplumsal yaşamda, kültürel yapılarda, siyasette, ekonomide ve daha birçok alanda bizi sınıra getirdi, sürüklendiğimiz noktada insanlığın çelişkileri daha bir görünür oldu. İktidarlar, sivil toplum kuruluşları, sağlık hizmetleri başta olmak üzere nice yapı; insan hakları, tüketim toplumu, kültürel ve bilimsel miras gibi birbiriyle sıkı ilişki içinde bulunan nice mesele yeniden tartışılıyor. Varlık dergisinin Haziran 2020 sayısında, yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen salgının olumlu sonuçları olabilir mi diye merak ediyor ve “Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü?” diye soruyoruz. “Koronavirüs ile Sınırda Düşünmek” dosyamızın yazarları: Ferit Güven, Mehmet Özkan Şüküran, Selçuk Orhan, Deniz Bağrıaçık ve Aydın Çam.

*

Salgın özellikle genç şairlerimize, öykücülerimize ilham vermiş gibi görünüyor. “Yeni Şiirler / Öyküler Arasında” köşelerine gönderilen metinlerin önemli bir kısmı koronavirüs salgınıyla ilgili. Edebiyatın güncelle ilişkisi her zaman netamelidir –bu konuda bir hatırlatmada bulunmamıza kimsenin ihtiyacı yok ama biz gene de af dileyerek bunu belirtmiş olalım. Henüz herhangi bir dergide metinlerinizle görünmediğiniz halde, içinde bulunduğumuz kriz hakkında yazarak öne geçmeye çalışıyorsanız çok dikkatli olmalısınız.

Şu günlerde “Yeni Şiirler / Öyküler Arasında” köşelerine gönderilen metinlerde ciddi bir artış oldu. Her gün yirmi – otuz kadar şiir, on beş – yirmi kadar da öykü geliyor bize. Bilmelisiniz ki, Varlık’a özel olarak yazıldığını gösteren bir mektup ve özgeçmiş bilgisi içermeyen, rumuzla gönderilen e-postaları doğrudan eliyoruz. Ayrıca bir şair/yazar olarak üslubunuzun daha sağlıklı değerlendirilmesini istiyorsanız e-postanıza ortalama üç dört adet şiir/öykü eklemeli, tek bir şiire/öyküye bakarak karar vermemizi beklememelisiniz.

*

Temmuz sayımızda buluşmak üzere. Sağlıklı günler dileriz.

 

Mehmet Erte

 

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık’ta Bu Ay (Haziran 2020)

Yorum bırakın

DOSYA: “Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü? Koronavirüs ile Sınırda Düşünmek” – Ferit Güven, Mehmet Özkan Şüküran, Selçuk Orhan, Deniz Bağrıaçık, Aydın Çam

Yazı: Felaket Coğrafyaları ve Karanlık Turizm (Pelin Kıvrak) – Koronavirüs “Günlüknâme”si (Emre Dirim) – Narsistik Boşlukta Bir Sevgili Yaratmak (Ersun Çıplak) – Nesnelerin Dili (İlyas Tunç) – Hoffman’ın Masal Dünyası (Hülya Soyşekerci) – Dergi Tefrikası – 3 (Haydar Ergülen) – Koronavirüs Günlerinde “Son Kuşlar”ı Görebilmek: Sait Faik Ne Anlatmak İstemişti? (Bilgin Güngör) – Özgürlükçü Toplum Düşü Ve Suat Derviş (İnci Aydın Çolak) – İki Dünya Arasında Bir Yerde, Araf ’ta, Amin Maalouf ’la “Doğudan Uzakta” (Çiğdem Ülker) – Behçet Necatigil’in Şiirlerini Yeniden Okurken (Salih Bolat) – 21. Yüzyılda Afrika Asıllı Amerikalı Romancı Gözüyle Günlük Hayat Eleştirisi (E. Lâle Demirtürk) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Langalı Fatma, Sina Akyol, Hüseyin Köse, Şeyda Üzer, Şule Ünsal

Öykü: Senem Gezeroğlu, Kerem Bakıcı, Ömür M. Yılmaz

Desen: Özge Ekmekçioğlu

Varlık Kitaplığı:  Selçuk Altun ile “Ayrılık Çeşmesi Sokağı” Üzerine Söyleşi (Bâki Ayhan T.) – Şafak Baba Pala ile Sana Da Güle Güle Nezahat Üzerine  Söyleşi (Fadime Erezer – Çiğdem Metin) –  “Gökyüzü Herkesindir” – Zülfü Zivaneli (Lütfi Özgünaydın) – “Tüfekliler” – Ümit Kaftancıoğlu (Tolga Aras) – Jale Sancak ile “Tanrı Kent” Üzerine Söyleşi (Gözde Sayınsoy) – “Baharat Ülkesinin Hazin Tarihi” – Erendiz Atasü (İnci Gürbüzatik) – “Ölüler Bandosu” – Ozan Öztepe (Orhan Emre) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler… (Zeynep Şen)

Edebiyattan resme, sinemadan sanat tarihine, felsefeye geniş bir alanda yazılar, söyleşiler yayımlayan Varlık bu ay da Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Dikkatin “En Değerli Para Birimi” Olduğu Dönemde Ders Anlatmak – Itır Erhart

Yorum bırakın

 

Artık rakiplerimiz telefonlar ve sundukları, bizim derste anlattıklarımızdan çok daha çeşitli ve ilgi çekici, içerik. Dersimiz ne kadar ilginç olursa olsun, konumuza ne kadar hâkim olursak olalım, müzik de çalsak, dans da etsek (inanın, bunu da denedim), öğrencilerimizin dikkati ders boyunca bizde olmayacak. Bu önkabulle işimizi yapmaya devam etmemiz mümkün mü? Eski köye yeni adet getirip iş yapış biçimimizi değiştirirsek, belki.

 

***

Varlık’ı edinmenin en kolay ve ucuz yolu abonelik. Abonelerimiz 200 TL karşılığında bir yıl boyunca tüm yeni sayılarımızı edinmekle kalmıyor, 1933’ten günümüze Varlık dergisinin tüm içeriğine de https://arsiv.varlik.com.tr/ adresinden erişebiliyorlar.

Salgının Hiper-Gerçekliği ya da Toplumsalın Gerçekliği – İncilay Cangöz

Yorum bırakın

 

Evde kalan kaygılı sınıflar, medya tarafından kışkırtılan kaygılarını yine ekranlarda online alışverişle gidermenin yolunu buldular. Her akşam salgın bilançosunu izledikçe tedirginlikleri arttı; sağlıklı beslenme, takviye olarak vitaminler ve mümkünse ölümsüzlük aşısına erişim bir anda önemli oluverdi. Salgının kriz ortamını en dinamik ve verimli kullanan reklam ve halkla ilişkiler sektörü oldu; simgesel üretimin en etkili, ikna edici, cezbedici şekilde gerçekleştirildiği sektör de denilebilir. Medya tüketicileri ya da kullanıcıları, Baudrillard’ın (2005) deyişiyle ayartma ya da baştan çıkarmanın öznesi haline gelir. Baudrillard’ın bir zorunluluk olarak gördüğü ayartma; gösterge ve imaj aracılığıyla sunulan ve bunlardan yararlanan itici gücün adıdır. Medyatik hekimler takviyenin önemi ve gerekliliğini dile getiren gösterenler haline dönüşürken, tıp dünyasının işaret ettiği sağlıklı kalma güdüsü de kışkırtılır. “Senin bir sağlığın var ve onu nasıl koruyacağını bulman lazım.” Sokaklar, AVM’ler, marketler risk dolu olduğuna göre dijital çağın fırsat ortamı olarak adlandırılan online alışveriş siteleri bu iş için biçilmiş kaftandır. Kargo şirketlerinde çalışanların evde kal/maması, iş koşulları her ne olursa olsun kitlelerin tüketim hazzından mahrum kalmaması önemlidir. Malûm, toplumsal zaten çoktan çökmüştü. Şimdi dikkatleri başka yere kaydırmak gerekiyordu.

***

Varlık’ı edinmenin en kolay ve ucuz yolu abonelik. Abonelerimiz 200 TL karşılığında bir yıl boyunca tüm yeni sayılarımızı edinmekle kalmıyor, 1933’ten günümüze Varlık dergisinin tüm içeriğine de https://arsiv.varlik.com.tr/ adresinden erişebiliyorlar.

Dikkat Ekonomisi ve Edebî Üretim – Mehmet Özkan Şüküran

Yorum bırakın

Dikkat ekonomisinden konuşurken esasen sınırlı ve başka bir şeyin yerine geçmeyen bir şeyi kastetmiş oluruz. Dolayısıyla dikkat sadece bir meta değil, sermaye üreten, sermayenin bir hareketle karşılık bulduğu, metaları dolaşım ağına soktuğu bir şeydir de. Dikkatin bir metaya dönüşmesi bizi Marx’ın “kapitalist üretim modelinin egemen olduğu toplumlarda zenginlik bir meta yığını olarak görünür” şeklindeki ifadesine gönderir (2011: 49). Dikkatin meta haline gelmesi, hatta kıt bulunan bir kaynak işlevi görmesi onu sermayenin gözünde bulunmaz bir nimete dönüştürür. Bugün küresel ölçekte en geniş dolaşım ağına sahip sermaye grubuna baktığımızda da bunu açıkça görürüz: Bilgi ve iletişim teknolojilerinde Apple, IBM, Microsoft, Samsung, Oracle, Cisco, Intel, telekomünikasyon sektöründe NTT, Vodafone, Verizon, Chine Mobile, Deutsche Telecom; internet sektöründe Google, Yahoo, AOL; sosyal paylaşım siteleri olarak Facebook, Twitter, Instagram, Swarm bu küresel akışta enformasyonu ve dikkati sermaye haline getiren şirketler olarak sıralanabilir.

 

***

Varlık’ı edinmenin en kolay ve ucuz yolu abonelik. Abonelerimiz 200 TL karşılığında bir yıl boyunca tüm yeni sayılarımızı edinmekle kalmıyor, 1933’ten günümüze Varlık dergisinin tüm içeriğine de https://arsiv.varlik.com.tr/ adresinden erişebiliyorlar.

 

 

Kısa Romanın Yükselişi – Pelin Kıvrak

Yorum bırakın

Tarihin, mekânın ama en çok da yayınevi ve okur kitlesi arasındaki dengelerin sonucu olarak bazı müstesna coğrafyalar haricinde sürekli arka plana itilen kısa romanın insan dikkatinin kıt ama bilginin bol olduğu bir çağda yükselişe geçmesi tevekkeli değil şüphesiz. Fakat bu yükselişe büyük bir proje ile öncülük eden ve 2001 yılında New York’ta kurulduğundan beri istisnai olarak kısa romana yoğunlaşan bağımsız yayınevi Melville House Publishing’e baktığımızda dikkat ekonomisi ile ilişkili başka veriler de gözümüze çarpar. Yayınevinin 2005 yılında başlattığı “Kısa Roman Sanatı” serisi Proust’tan Conrad’a ve Cervantes’ten Joyce’a pek çok yazarın geniş kitlelere ulaşamamış kısa romanlarını sunarak türe hem tarihsel hem de karşılaştırmalı bir pencereden bakmamıza olanak sağlar. Projenin Amerikan yayıncılık dünyasının gündemini epeyce meşgul etmesinin ve okurlar tarafından bir hayli rağbet görmesinin başlıca sebebi ekonomik oluşudur. Bütün kısa romanlar aynı fiyata –dokuz dolara– satılır. Tamamına iki yüz dolara sahip olunabilen seride ayrıca kitap koleksiyoncularının hoşuna gidebilecek detaylara da yer verilmiştir. Örneğin sadece yazar ve eser adından oluşan minimalist kapak tasarımlarında her esere bir renk tahsis edilmiş ve böylece serinin tamamını satın alan okurların dekoratif bir renk kataloğu objesini de evlerine götürdükleri hissi yaratılmıştır. Bu pazarlama tekniği üstü kapalı da olsa kısa roman basmanın finansal açıdan tatmin edici bir proje olmadığını destekler niteliktedir, fakat yayınevinin yalnızca kısa romana yoğunlaşmadaki kararlılığı kurucuların cesaretinden çok pazarı iyi analiz etmelerinin sonucu gelişen bir süreç olarak göze çarpar.

 

***

Varlık’ı edinmenin en kolay ve ucuz yolu abonelik. Abonelerimiz 200 TL karşılığında bir yıl boyunca tüm yeni sayılarımızı edinmekle kalmıyor, 1933’ten günümüze Varlık dergisinin tüm içeriğine de https://arsiv.varlik.com.tr/ adresinden erişebiliyorlar.

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: