Varlık dergisinin Temmuz 2020 sayısının dosya konusu: YÜKSELEN BİR DEĞER OLARAK VASAT. Dosyamız hakkında bilgi almak için blogumuzu ziyaret edebilirsiniz.

Yorum bırakın

Temmuz sayımızın dosya konusunu belirlemeye çalışırken ortaya attığımız ilk başlık “Vasatın Yükselişi” idi, ama aklımızdaki, geçmiş yıllara göre vasatın seviyesinin düşmesiydi. Sözgelimi Varlık dergisi kapaklarını hazırlayan Nazlı Ongan şöyle dedi: “Matbaaya iş gönderirdik, sadece teknik uygulamadan sorumlu olan kişi tapaj, bilgi veya mantık hatalarını fark edip düzeltmek için bizden onay isterdi. Şimdi TRT’de milli bayramın adı yanlış yazılıyor ve seyirci görene kadar fark eden çıkmıyor.” Ortalama olan her zaman çoğunluktadır, ancak bugün ortalamanın bilgi, kültür seviyesinin oldukça düştüğünü gözlemliyoruz. Sorun sadece bu da değil, artık vasat seçkin bir değer olarak sunuluyor, pazarlanıyor. Peki nedir vasat? Acaba ona önyargılarla mı yaklaşıyoruz? Tarihsel, ideolojik, ekonomik, kültürel pek çok boyutu var konunun. Yazarlarımız Selçuk Orhan, Pelin Kıvrak, Gülüş G. Türkmen, Mehmet Özkan Şüküran, Alper Çeker, İrem Kargıoğlu “Yükselen Bir Değer Olarak Vasat” başlığı altında toplanıyorlar, –birbirleriyle çatışmayı da göze alarak– konuyu enine boyuna inceliyorlar.

“Sanat söz konusu olduğunda, bana göre vasat (mediocre) bayağılığın semptomlarını taşımanın olağanlaşması, kabul edilebilir sayılması demektir,” diyen Selçuk Orhan, “Vasatın Egemenliği” başlıklı yazısında edebiyat ve sanattaki vasatlığı bayağılık kavramı üstünden tanınır kılmaya çalışıyor. Türk edebiyatında artan sığlaşmanın “ahlakçılık”, “pozitif ayrımcılık”, “kimlik siyaseti” türünden semptomlarını güncel örnekler üzerinden belirliyor ve bunlara yanıt oluşturmayı deniyor. Orhan’ın gözlemleri keskin: “Bugün sanat yapıtı öncelikle bir çeşit ön sorgudan, özeleştiriden geçmek zorunda; neredeyse bütün yapıtlardan kimlik siyasetinin değerleri açısından hesap vermesi bekleniyor. Kamusal alanda söz almak için bir çeşit doğruculuk pasaportu isteniyor. Kimlik siyasetiyle ilgili değer yargılarını ise büyük ölçüde Batı’dan öğreniyoruz; hatta İslamcılık gibi yerlilik üstünden söz alan akımlar bile kimlik siyasetinin araçlarını istismar etmeden yol alamıyor. Çoğulcu demokrasinin altyapısı olarak görebileceğimiz bu değerler toplum yaşamının düzenlenmesi açısından elbette önemli, ama sanat yapıtının bir değerler hiyerarşisine teslim olarak yaratılması tartışmalı sonuçlar doğuruyor.”

Pelin Kıvrak, antik çağlardan modern entelektüel tarihe vasatlıkla ilgili felsefi kuramlara ışık tuttuğu “Seçkin Vasat” başlıklı yazısında sıradanlığın günlük yaşamdaki izdüşümlerini ve sanatsal üretim rejimleri çerçevesindeki yükselişini inceliyor. Vasatın ‘yeni seçkin’ olduğu fikrinin postmodernite bağlamında kurumsallaşmasını ele alırken örneklerini Horatius, Nietzsche, Kierkegaard, Steinbeck, Flaubert ve Iñárritu’nun eserlerinden seçiyor. Kıvrak, “Vasat, özellikle sanatsal üretim bağlamında, mükemmele ulaşmak çok zor olduğu için ‘razı olunan’ bir mertebe iken günümüzde hakiki temsili uğrunda büyük çaba gösterilen ve yine de mesajı net olmayan bir sanat üretim biçimine dönüşmüştür. Dolayısıyla ‘vasatın egemenliği’ derken kastedilen nokta kültürün yozlaşması, cehaletin hüküm sürmesi, sıradanlığı kabul etmiş bireylerin etrafımızda kol gezmesinden ziyade vasatın ‘yeni seçkin’ olduğu fikrinin kurumsallaşmasıdır,” diyor.

“Vasatı Doğurmak” başlıklı yazısında Gülüş G. Türkmen, önce vasat kelimesinin kökenine inerek onu çoğunlukla olumsuz yananlamlarıyla kullandığımızı gösteriyor: “Ortalama” olana “bayağı” demeyi seçiyoruz. İnsana dışarıdan dayatılan norm beklentisini betimleyen “vasatokrasi” (médiocratie) fikirsizleri taklitçiliğe, fikir sahiplerini içlerine kapanmaya zorlarken, insanın evrenin merkezi olmadığını öğrendiği her bilimsel sıçrayış da onu aydınlıktan ziyade karanlığa itmiş görünüyor. Bizi üzen, karşılaştığımız öz ile tarih boyunca hakkında binbir hayal kurduğumuz özün farklı olması mı? İyimser ya da kötümser hikâyelerimiz bir bir eskiyor ve bilim ilerledikçe yerine yenilerini, daha inandırıcı olanlarını koymak zorlaşıyor. Belki de kendimizi vasat olmadığımıza ikna etmek için kullandığımız her yöntem vasatlığa mahkûmdur.

“Vasatlık Endüstrisi” başlıklı yazısında Mehmet Özkan Şüküran, , “vasatlığın kendiliğinden yükselen bir kültür ve toplumun olağan hali olmadığını” vurgulayarak, “İktidar; radikalliği, farklılığı, onun politikalarının dışına çıkma potansiyeli içeren neyse men ediyor ya da vasatın sınırlarına çekiyor; politik ve ideolojik düzlemde vasatlığı kutsallaştırıyor, yüceltiyor. Bu yüzden de vasatlık bir moda haline geliyor. Bireylerin düşünce dünyasına, konuşma biçimlerine, en mahrem duygularına kadar vasatlık endüstrisinin gölgesi düşüyor,” diyor. Vasatlığı çoğaltan bu durum, yayıncılık sektörüne, edebiyata da sirayet ediyor haliyle ve Şüküran da yeni medyanın bu konudaki etkisini sorguluyor.

Alper Çeker, “Vasatın Anlamı” başlıklı yazısında öncelikle kavramın neyi ifade ettiğini açıklıyor. Ekonomik vasatı oluşturan orta sınıfın siyasetle ilişkisi, ideolojilerin vasatın egemenliğine karşı tutumu gibi konuları değerlendirdikten sonra meselenin kültürel boyutunu tartışmaya açıyor. Vasatın yükselişi ile entelektüellerin çöküşü arasında ters orantılı bir ilişki kuran yazar, geleceğe dair karamsar bir tablo çiziyor: “İslamcılar, Türkçüler, Kürtçüler, iktidar, muhalefet… Tüm bunlar kutuplaşmak yerine, aksine bir vasatta birikmiş durumdalar. Vasattaki bu yığılmanın beni tedirgin eden tarafı, toplumun yeni entelektüeller çıkaramaması. Artık ne devletin tehdit olarak görebileceği bir edebiyatçı var, ne de edebiyatçıyı tehdit olarak görebilecek bir devlet.”

İrem Kargıoğlu “Edebiyat Ortamımıza Gecikmeli Bir Veryansın” başlıklı yazısında, yakın tarihli Türkçe edebiyat yapıtlarına ilişkin gözlemlerinden hareketle tespit ettiği aksaklıkları okur-yazar-eleştirmen üçgeninde ele alıyor; yayınevleri, dergi ve fanzinlerin vasatın çoğaltılmasında oynadığı rolleri saptamaya çalışıyor. “Yüzeysellik, bayağılık sadece edebiyatta hüküm sürüyor değil. Yükselişin ivmesi sanatsal üretimin farklı alanlarında, bu alanların kendi içlerinde de türden türe değişiyor,” dedikten sonra sözlerine şöyle devam ediyor: “Son ürün ne kadar çabuk ve kolay sindirilebilecekse, vasat da o denli hızlı yükseliyor. Örneğin sinemada, filmin seyirci üzerinde nasıl işlediğini az çok bilen bir yapımcı için, bilhassa ‘komedi’ ve ‘korku’ janrlarında sıkı gişeler yapmak işten bile değil bugün. Edebiyat okuru ise –çoğunlukla– şiiri öyküden, öyküyü romandan çok daha hızlı tüketebiliyor. Haliyle, bunlardan biriyle karşılaşıp sesini çıkarmayan tüketicinin önüne rahatlıkla ikinci porsiyon yetiştirilebiliyor.”

Mehmet Erte

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki 87 yıllık dijital arşivine erişim imkânı sunuyoruz. Arşivimizden son sayımızı da okuyabiliyorsunuz.

Abonelik için: https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Türkan Şoray, Varlık dergisinin Temmuz 2020 sayısında Burak Süme’ye sinema serüvenini anlatıyor ve “1980’li Yılların Türkiye’sini ve Edebiyatın Sinemaya Yansıması”nı değerlendiriyor.

Yorum bırakın

1980’li yıllara kadar Türk sinemasındaki kadınlar daha çok erkeğe bağımlıydı. Zaten ataerkil bir toplum olduğumuz ve de erkek egemen bir sinema anlayışımız olduğu için senaryolar erkek bakış açısıyla yazılıyordu. Filmlerde kadınlar erkek olmadan yaşayamaz ve erkek gelir onu kurtarırdı. Kadınlar edilgendi hep… Kadın pavyonda çalışıyorsa bile erkek namusuna dokundurtmazdı. Yani tektip, yüzeyseldi kadının yeri. 1980’lerde değişti bu… Neden değişti? Çünkü 1980’lerden itibaren toplumda yeni bir akım başladı, feminizm.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki 87 yıllık dijital arşivine erişim imkânı sunuyoruz. Arşivimizden güncel sayımızı da okuyabiliyorsunuz.

Abonelik için: https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık dergisi 87 yaşında!

Yorum bırakın

 

Varlık, Temmuz 2020 sayısıyla birlikte 87. yılını dolduruyor. Cumhuriyet’ten 10 yaş küçük ve Türkiye’nin tüm kültürel, sosyal aşamalarına tanıklık etmiş bir dergiden bahsediyoruz. Bugün bir edebiyat/sanat tarihçisi için de, sosyolog için de önemli bir kaynak. Varlık’ın kuruluş amacı ile Cumhuriyet’in her alanda gerçekleştirmek istediği yenilikler arasında doğrudan bir bağ var. Bu da dergimizi daha en başından itibaren toplumsal meselelerle yakından ilgili kılıyor; tabii edebiyattan asla ödün vermiyoruz, edebiyat olmadan hiçbir kavrama hayat kazandıramayız çünkü.

Tüm dergileri günün koşullarına göre avangart sayılan bir eğilime mecbur etmek tutuculuktur, beraberinde tektipleşmeyi getirir. Ayrıca edebiyatta bazı yenilikler yeni dergilerin varlığına ihtiyaç duyar. Pek çok dergi doğar ve ölürken Varlık 15 Temmuz 1933’ten beri kendine özgü yoldan yürüyor, hep yenilikçi değilse de her dönemde genç kuşaklarla bağ kuruyor, onlarla birlikte dönüşüyor, aksi halde bunca yıldır güvenle ayakta duramazdı. Varlık’ın edebî birikimi muhafaza etmesi ve yeni kuşaklara incelikle aktarması başarısında çok önemli.

Yeni kuşaklara verdiğimiz değerin en iyi kanıtı, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri. Türkiye’de yalnızca gençlerin katılabildiği en uzun soluklu ödül. İlk olarak 1984 yılında düzenlenen, aralıklarla devam eden ve 1991’den beri kesintisiz olarak şiir ve öykü dallarında verilen ödüllerimizi bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle Temmuz ayında açıklayamadık. Katılım süresini uzatmıştık, nihayet –değişen koşullara göre– son başvuru tarihini 15 Temmuz olarak belirledik. Sonuçları ise Aralık sayımızda duyuracağız. Genç arkadaşlarımıza başarılar dileriz.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki 87 yıllık dijital arşivine erişim imkânı sunuyoruz. Arşivimizden son sayımızı da okuyabiliyorsunuz.

Abonelik için: https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık – Haziran 2020: Sinemasal Çelişkiler Üzerine – Aydın Çam

Yorum bırakın

İnsanlar yeniden bir araya gelip toplu olarak film izleyebilecekler mi? Geçmişteki tüm krizleri bir biçimde atlatıp bunu yapmaya devam ettik. İnziva ve yalıtım kadar toplumsallaşmak da hayati bir ihtiyaç. Fizikî sağlık kadar zihinsel sağlığımız da önemli ve toplumsallaşmak, diğer insanlarla iletişime geçmek ve ilişkiye girmek zihinsel sağlığımız için gerekiyor. Sinemaya gitmek bunu sağlıyor aslında: Hem oradayız hem de değiliz. Bir ayağımız sinemasal evrendeyken diğer ayağımız hâlâ bu dünyaya basıyor.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık – Haziran 2020: Günahlarından Kaçamayan Keçiler – Deniz Bağrıaçık

Yorum bırakın

Covid-19 salgını, metro ile platform arasında düştüğümüz boşluğa benzer. Yeniden altını çizmekte fayda var ki, bu düşüş ne bir ceza, ne de bir uyarı. Bu durumda günah keçisi aramak değil de, Covid-19 salgınını günahlarından kaçamayan biz keçilerin eylemlerinin karşılığı olarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık – Haziran 2020: Yaşlanma Belirtileri – Selçuk Orhan

Yorum bırakın

Kapitalist  temellere  dayalı bir demokrasi, değerler ekonomisi yaratmayı başaramıyor; dayanışmayı yaratması ya da yönetmesi imkânsız, sadece korku verebilir. Kapitalist demokrasilerin çoğu nükleer silahlarla yapılacak bir kıyamet savaşına hazırlıklı, ancak hiçbiri gerçek bir pandemi karşısında ne yapacağını planlamamış. Meğer hayırseverlerin ve sivil toplum örgütlerinin çabaları göstermelik bir çözüm için bile yeterli değilmiş. Temel değerlerin yaratılması ya da korunmasının imkânsızlığını baştan kabul etmiş bir dünyada yaşıyoruz; bütün sistem, herkesin birbirini öldürmeye çalışacağı final savaş senaryosuna göre işliyor. Sorun devletlerin tahakkümü artırıp artırmaması değil; elbette en doğru işleyen devlet aygıtı bile tanımı gereği tahakküm yaratır. Ama pandemiyle birlikte şunu gördük: Devlet aygıtı, bir tahakküm yaratma konusunda da yaşlanmış durumda; modern demokrasilerde (ya da demokrasi görünümlü otokrasilerde) iktidar ve iktidara yakın elit giderek büyüyen ve karmaşıklaşan haberleşme şebekesi üstünde kesin kontrole sahip değil.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık – Haziran 2020: Teorik Bahisler Odağında Covid-19 – Mehmet Özkan Şüküran

Yorum bırakın

Bana kalırsa büyük  teoriler üretmenin bir anlamı yok. Chomsky’nin işaret ettiği noktaları teorik düzlemde ele aldığımızda çok da tartışmaya açık bir yer olmadığı görülüyor fakat bir kere şunu es geçmenin, uzağında düşünmenin yararı var: Teorik düzlem ve pratik düzlemi ayırt etmenin teorik ve pratik olarak yararlılığı. Kâhince düşünceleri –bakmamız gerekmeyen– bir kenara koyarsak, yönetenlerin ve bilimin önceliğinin çeliştiği bir yerdeyiz. Savaşta aslolan cepheden ödün vermemek. Bu pandemide de yönetimler ekonomiyi ve cepheyi daraltmamayı ön planda tutarken bilimin etik olarak insan yaşamını merkeze aldığını, alması gerektiğini biliyoruz. İyi de hem insan yaşamının önceliği hem de güçlü bir ekonomiden ödün vermemek çok da mümkün görünmüyor.

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Varlık – Haziran 2020: Virüs ve Felsefe – Ferit Güven

Yorum bırakın

Virüssel varoluşumuzu bilinç yanında ve ötesinde algılarsak kü- resel problemlerimizi çözüp çözemeyeceğimizi sorgulayabiliriz. Bu varsayım günümüzde kendini makul gören birçok insanı çileden çıkaran bir sorundur: Neden yerküremizi korumuyoruz? Neden mantıklı politik bir sistem kuramıyoruz? Neden sorunlarımızı bilimsel olarak çözemiyoruz? Neden salgın sırasında evde oturmuyoruz? Ne yazık ki insanlar için basit bir şekilde rasyonel olan rasyonel olmayan gibi kesin bir ayrım yapmak çok zor. Belki de birbirimizi böyle karşıtlıklar çerçevesinde karar veren özneler olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Gerçek şu ki –tabii bunu herkesin hemen kabul etmesini beklemiyorum– güvendiğimiz rasyonellik, sağduyu (common sense) ve iyilik ihtiyacımız insanlığın içine düştüğü bu krizi oluşturan mekanizmalardır. Küresel ısınmayı bilimsel bir sorun olarak görüp sadece bilimsel bir çözümle yok edilebileceğine inanmak, bu sorunların varoluşunda bilimsel düşünme ve güç üretme sürecinin önemini göz ardı etmektir. Burada önemli bir ikilem var aslında. Nasıl kendi kendimizi yorumlayışımızı değiştirebiliriz?

*

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Zeynep Şen, Varlık okurlarını dünyadaki kültür sanat olaylarından haberdar etmeyi sürdürüyor.

Yorum bırakın

Gültekin Emre, Varlık dergisinde “Şiir Günlüğü”nü yayımlamayı sürdürüyor.

Yorum bırakın

Fikret Demirağ’ın Akdenizli Eros (2009) kitabında yer alan “Virüs” şiiri günümüzün belasının, felaketinin ön habercisi değil, aşka ilişkin: “Zaman’ın virüsüyle” kendine dönecek, dönüşecek aşkı “beyaz notalara” teslim ediyor şair.

Abonelerimize tüm yeni sayılarımızı kargoyla gönderiyor, Varlık dergisinin 87 yıllık dijital arşivine erişim imkanı sunuyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle yeni matbu yayın edinmek istemeyen okurlar için özellikle belirtelim: https://arsiv.varlik.com.tr/ adresindeki dijital arşivimizde dergimizin güncel sayısı da bulunuyor.

https://www.varlikonline.com/kitap/526/varlik-dergisi-abonelik

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: