Murat Yalçın, “Varlık” dergisini anlatıyor:

Yorum bırakın

Rüştünü ispat etmiş şehirlerdir saat kulesi olanlar. Bütün saatler bozuk olabilir, durabilir, umursamayız ama kuledeki saatin ileri gitmesine, geri kalmasına, hele hele durmasına hiç katlanamayız. Ayrıca kendi saatlerimiz doğru olsa da gözümüz oraya gider, zamandan emin olmak isteriz. Saat kuleleri aynı zamanda buluşma, tanışma yerleridir. Gölgesinde kimseyi beklemeseniz de yalnızlığınızı giderir.

Varlık da edebiyatımızın böyle bir simgesidir. Orada çıkan öykümle yazarlığım “resmiyet” kazandı. Edebiyat ortamının kokusunu duyduğum, yayıncılık eğitimi gördüğüm, az zamanda çok şey öğrendiğim, pek çok şairi, yazarı tanıdığım bir yerdi.

Hiç unutmam, o günlerde Enver Ercan bana “Muratcım, sabah evden çıkarken bir öykücü gibi çıkmalı, günü öyle yaşamalısın,” demişti, Tarık Dursun K. da “Yayıncı olursan yazarlığın gölgede kalacak demektir, haberin olsun” uyarısında bulunmuştu.

Reklamlar

Murat Gülsoy: “Varlık dergisi neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt, tartışmasız edebiyatımızın en önemli verimidir.”

Yorum bırakın

Varlık dergisi neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt, tartışmasız edebiyatımızın en önemli verimidir. Yola çıkarken kaleme alınmış manifesto niteliğindeki yazı şöyle başlıyor: “Memlekette bir tek hakiki san’at mecmuası yok. İnkılâbın, her sahada, yokluktan varlıklar yaratmak işine girişmiş olduğu bir devirde acısı hissedilen bu boşluğu doldurmak, duyulan bir ihtiyaca cevap vermek gayesiyledir ki VARLIK çıkıyor.” Ardından o dönem ön plana çıkarmak istedikleri bazı noktaların altını çiziyorlar: telif yazılara öncelik verileceğini, anlaşılır temiz bir Türkçe ile yazılmasını gözeteceklerini, sadece Fransa’ya odaklanılmayacağını, tüm Batı kültüründen yararlanılacağını ve de okuyucu avlamak için ucuz meraklar yaratmak peşinde koşmayacaklarını belirtiyorlar. Bu metnin kaleme alındığı 15 Temmuz 1933’ten bu yana 85 yıl geçmiş. Edebiyat ve sanat alanlarında elbette çok yol katedildi. Yüzlerce dergi çıkarıldı, yüzlercesi de belirli bir süre yaşadı ve sonra veda etti. Ama Varlık ilginç bir şekilde bir kutup yıldızı gibi varlığını hep sürdürdü. Sadece bu bile kendi başına çok önemlidir. Çünkü artık büyük bir Varlık külliyatı oluşmuştur. Dergiler edebiyatın en canlı dokularıdır, her zaman dile getirilir bu düşünce. Doğru ama eksik bir düşünce. Dergiler aynı zamanda edebiyat hayatının seyir defterini de tutarlar, bir zamanlar Yaşar Nabi’nin Varlık Yıllıklarında yaptığı gibi… Ancak seçilip derlenmiş bir yıllıktan fazlası vardır o dergilerin sayfaları arasında. Bunca zaman edebiyat alanında neler tartışıldı, hangi konular nasıl ele alındı, kimler görüldü, kimler atlandı, edebiyat hangi etkilere açıldı, hangilerine kapalı kaldı, yazarlar nasıl doğdu, gelişti, olgunlaştı, Varlık dergisinin kararlı yayıncılığı sonucunda tüm bunların kaydının tutulduğu bir arşiv ortaya çıktı. Şu anda Varlık dergisi aboneleri internet üzerinden eski sayılarının tümüne ulaşabiliyor. Zamanda yolculuk yapmak gibi zevkli ve heyecanlı bir uğraş eski sayıların sayfalarında gezinmek. Eleştirmenlerin, edebiyat tarihçilerinin ve sosyologlarının Cumhuriyet tarihinin edebiyat ve sanat belleği niteliğindeki bu arşiv malzemesi üzerinde çalışarak son derece zengin tezler ortaya çıkaracaklarına inanıyorum.

Michael Axworthy’nin İran: Aklın İmparatorluğu adlı yapıtını Yaşar Öztürk değerlendirdi. Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Tarih yolculuğunda yan yana oturan iki toplum Türkler
ve İranlılar. O kadar uzun bir süre önce başlayan bu yolculuk
sürüyor ama iki yolcu birbirini çok az tanıyor. Sırt sırta,
yüz yüze, etle tırnak gibi karşılıklı etkileşimlere karşın Batı’nın
ve Kuzey’in baskısından, yaygarasından, saldırısından
göz açıp komşuluğun tadını çıkaramadı bugüne kadar.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı İran Temsil Masasına başkanlık
yapan Michael Axworthy’nin, Özlem Gitmez’in çevirdiği
İran: Aklın İmparatorluğu adlı yapıtı dünyaya, dolayısıyla
Türkiye’ye de “Dramı tarihi kadar uzun, toprakları kadar
büyük” İran’ı yakından tanıma olanağı sunuyor.”

Deniz Durukan, Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında Aslı Tohumcu’nun “Durmadan Leyla” adlı kitabı hakkında yazdı.

Yorum bırakın


“Kadının kendi cinselliği üzerine konuşması yadırganan,
hatta hoş karşılanmayan bir durum. Sadece erkeklerde
değil, kadınların da birçoğunda bu bakış var. Öyle öğretilmiş;
cinsellik, haz kadının sakınacağı, utanacağı, yorganın
altına saklayacağı bir duygu. Hele ki bir kadının bunu
yazıya dökmesi, üstelik sevişmenin veya arzunun tüm
yalınlığıyla dile getirilmesi çok da kolay değil. Bizim gibi
cinselliğin tabu sayıldığı toplumlarda ise çok daha zor. İşte
Aslı Tohumcu yeni romanı Durmadan Leyla’da bu tabuların
üstüne gidiyor. Yasak olana dokunuyor. Dokunmakla kalmıyor,
basbayağı alaşağı ediyor bu düşünce yapısını.”

Esra Alkan’ın “Kalk Gidelim Edirne” adlı kitabı hakkında Hasan Akarsu yazdı. Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Esra Alkan, gezi yazarı, belgeselci ve televizyon yapımcısı
olarak tanınır. Kalk Gidelim Edirne yapıtında, Edirne’yi
Zervan adını verdiği Zaman’la birlikte gezerek her
yönüyle anlatır. Edirne, “gülün anavatanı”, “Bursa’nın
oğlu, İstanbul’un babası” ve “Zamana meydan okumuş”
kenttir.”

Ayşegül Tözeren’in Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi adlı çalışması hakkında Derya Çakır yazdı. Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın


“Tözeren; günümüzdeki görünürlük, beğeni toplama ve
“yazarların kendisini parlatma” eylemine değinirken buna
çanak tutan kimi yayıncıları da es geçmiyor.”

Zafer Toprak’ın “Türkiye’de Yeni Hayat: İnkılap ve Travma” adlı çalışması üzerine Erendiz Atasü yazdı, Varlık Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Zafer Toprak’ın değerli araştırması, okuru hüzünlü bir
düşünceyle esinler: Kişisel özgürlük aşamasına tarihsel
süreç içinde sindire sindire ulaşamamış toplumlar, kısır
döngüyü kırmakta çok zorlanmaktadır; bugün gene 100
yıl önceki çelişkiler belirmekte: Gücünü sayısal üstünlükten
alan, zayıflığı büyük hayatın yönüne ters duruşunda
yatan kitlelerle, gücünü büyük hayatın gidişatından alan
ve zayıflığı sayılarının azlığında yatan bireylerden oluşmuş
kitlelerin çelişkisidir bu.”

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: