New York Times’ın İskoçya’daki fotoğraf sergisinden Malcolm X’in kayıp sayfalarına, IKEA ile Man Booker’ın ortak projesinden antika kitap hırsızlarına Küresel Haberler, Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında.

Yorum bırakın

Reklamlar

Gültekin Emre, Varlık’ta “Şiir Günlüğü”nde yine pek çok dize ve kitap arasında geziniyor.

Yorum bırakın

Hilmi Yavuz “kuru kalpler, çürük şiirler” den ne anlıyor? Kalbin kuruyabildiğini (sevgisizliği mi?), şiirin de çürüyebildiğini (kötü şiiri mi? ya da şiirin değerini, önemini yitirdiğini mi?) söylüyor? Pek anlaşılmıyor, yalnızca kendi şiirlerinin çürümemesi için dua ediyor. Bir de “Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı?” sorsuna şu yanıtı veriyor: “Vapur” sözcüğü ona göre şiirsel değildir ama “gemi” sözcüğü şiirseldir. Orhan Veli ve Yahya Kemal’de “gemi” sözcüğünün “vapur”la değiştirilemeyeceğini belirtiyor. “Öyleyse sözcüklerin şiirselliği onların özünde değildir mi diyeceğiz? Dolayısıyla bu durumda sözcüğün, içinde yer aldığı bağlamın ona şiirsellik atfettiğini mi söylemek durumundayız? Tıpkı Duchamp’ın ‘pisuar’ı gibi?” (Lirik Defterler, Ocak 2018) Bu tartışmalı konuda bir sonuca varmak olası mı?

Özge Sönmez’in 2018 Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir Ödülü’ne değer görülen “Güle Batır Öfkeni” adlı kitabı üzerine Bekir Dadır yazdı. Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“Özge Sönmez’in şiirlerindeki ‘Tanrı-devlet-baba’ figürüne bakmakta yarar var. Sönmez, Güle Batır Öfkeni kitabının ilk şiirinden son şiirine kadar bizi bu üçgenin içinde gezdiriyor.”

Turgut Soygar, Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında Levent Karataş’ın “Songörüş” adlı şiir kitabını değerlendiriyor.

Yorum bırakın

Dünya hiçbir zaman güvenli bir yer olmadı. Ama buna inandığımız zamanlar oldu. En tekinsiz yerlerde bile bize güven duygusu veren insanlar. “İyisin değil mi?” cümlesi, temenniye dönüştüğü gün büyü bozulmuştu oysa. Anlatmaktan çok sorular sordurma hali bundandır L. Karataş’ın.

Serkan Türk’ün “Uyurgezer Bir Gölge” adlı öykü kitabı üzerine Atilla Yaşrin yazdı. Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında.

Yorum bırakın

Serkan Türk’ün “ben” dilini kullandığı diğer öykülerinde kahramanları genellikle düş dünyasına sığınır. Ben dili; anlatıcı için birçok zorluğu beraberinde getirdiği gibi yazar ve anlatıcı, okuyucu algısında çok zaman aynılaşır. Bu tehlikeyi, aynılaşmayı bile bile takıntılı karakterler yaratmak yazar için cesurca bir davranış.

Hakan Bora, Varlık dergisinin Eylül 2018 sayısında Melâyê Cizîrî’nin “Dîvân”ını değerlendiriyor.

Yorum bırakın

“Melâyê Cizîrî hakkında ne söylense yalan” demiş Kürt edebiyatına dair çalışma yürütenlerin önemli bir bölümü. Çünkü şaire ilişkin yazılıp çizilenlerin, daha doğrusu hayatıyla ilgili bilgilerin büyük kısmı tevatüre ve yakıştırmalara dayanıyor. Peki, elde ne var? En başta, doğum yerinin Cizre olduğu biliniyor. Sonra, medrese müderrisliği yapmasından ötürü kendisine “Cizîrî” dendiği de kesin bilgiler arasında. On altıncı yüzyılın ikinci yarısıyla on yedinci yüzyılın ilk yarısı arasında yaşayan Cizîrî; Şam, Mısır ve Irak’ı dolaşıp ilk icazetini Diyarbakır’da almasının ardından Hasankeyf’te müderrisliğe başlıyor ve bu sırada tek eseri Dîvân’ı yazıyor. O güne kadar yazıya dökülmüş ilk dîvân olduğu belirtilen Cizîrî Dîvânı, aynı zamanda geleneğin aksine de işaret ediyor: Cizîrî, dîvânını Farsça değil, Kürtçe kaleme alıyor.

Kaan Soyuer, Nilgün Kazancı’nın “Kültürel Entomoloji” adlı çalışmasını değerlendiriyor.

Yorum bırakın

Türkçede kültürel entomoloji hakkında yazılmış çok az yayın var. Kültürel Entomoloji alandaki literatür eksikliğini biraz olsun gideriyor. Kitabın İngilizce kitapları da içeren kaynakçası, konu hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyecekler için yol gösterici bir niteliğe sahip. Kitapta ele alınan her konu zengin görsellerle desteklenmiş. Bu görseller kitabı anlamayı ve verilen örnekleri kavramayı kolaylaştırıyor. Kitabın böcekler ve insanlar hakkında farklı konuları ele alıyor olması, kitabı meraklı okur için de ilginç kılıyor.

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: