Elif Sofya son şiir kitabı “Hayhuy” üzerine Petek Sinem Dulun’un sorularını cevaplıyor. Varlık dergisinin Nisan 2019 sayısında.

Yorum bırakın

Şiirlerimde ilkele dönüşün özlemi ve arayışı alttan alta yürüyen bir ses olarak hep var. İnsanı merkeze alan bir dünya algısına sahip değilim, biyo-merkezli bir yaşam tasavvuru var bende ve doğal olarak şiirlerime de bu geçiyor. İnsan’ın, “insanlık” tan kurtulmasının dünyanın kurtuluş reçetesi olacağına inanıyorum.

Reklamlar

Jale Sancak, Varlık dergisinde yeni imzalardan gelen öyküleri değerlendirmeyi sürdürüyor.

Yorum bırakın

Ana meseleyi anlatmak üzere yaratılan kahramanlar sıradan, tek boyutlu –sadece iyi veya kötü– değildirler, tıpkı gerçek insanlar gibi çelişkileri, zaafları, tutkuları, hırsları, kompleksleri, güçlü ve güçsüz yanları vardır. Böylece gerçekten var oldukları duygusu uyandırırlar okurda. Klişelerden –sözgelimi şefkatli, fedakâr anne, bohem, alkolik sanatçı, idealist gazeteci gibi– uzak, tam tersine kişilik özellikleriyle özgün, farklıdırlar. Ezber bozarlar. Tıpkı gerçek hayattaki gibi bir veya birden fazla sorunları vardır, bu durum nedeniyle çatışır, mücadele eder, sonunda olumlu ya da olumsuz olarak değişirler, aynı kalmazlar.

Şeref Bilsel, Varlık dergisinde yeni imzalardan gelen şiirleri değerlendirmeyi sürdürüyor.

Yorum bırakın

Ana meseleyi anlatmak üzere yaratılan kahramanlar sıradan, tek boyutlu –sadece iyi veya kötü– değildirler, tıpkı gerçek insanlar gibi çelişkileri, zaafları, tutkuları, hırsları, kompleksleri, güçlü ve güçsüz yanları vardır. Böylece gerçekten var oldukları duygusu uyandırırlar okurda. Klişelerden –sözgelimi şefkatli, fedakâr anne, bohem, alkolik sanatçı, idealist gazeteci gibi– uzak, tam tersine kişilik özellikleriyle özgün, farklıdırlar. Ezber bozarlar. Tıpkı gerçek hayattaki gibi bir veya birden fazla sorunları vardır, bu durum nedeniyle çatışır, mücadele eder, sonunda olumlu ya da olumsuz olarak değişirler, aynı kalmazlar.

Varlık dergisinin Nisan 2019 sayısında Semiramis Yağcıoğlu “Nursel Duruel ve Murathan Mungan’dan Orpheusvari İki Direniş Öyküsü”nü inceliyor.

Yorum bırakın

MURATHAN MUNGAN / FOTOGRAF MUHSIN AKGUN

Yaratıcı insanın imgelemini sürekli
meşgul etmiş olan Orpheus,
bilindiği gibi Apollon’un oğlu olan
Trakyalı bir kraldır. Orpheus, dünyanın
en güzel sesiyle şarkılar söyler,
lir çalar. Müziğiyle dünyaya
uyum getirme becerisiyle ün salmıştır
ama biz onu en çok karısı
Eurydice’yi evlendiği gün kaybetmenin
acısına boyun eğmeyip,
onu geri getirmek için ölüler ülkesine
inmeyi göze alan âşık olarak
belleklerimizde yaşatmışızdır.
Böyle bir yolculuk hem ölümlülerin
hem de tanrıların yasalarına aykırıdır
ama şarkıları öylesine güzel,
sesi öylesine dokunaklıdır, acısı öyle
dayanılmazdır ki yeraltının hükümdarları
Pluton ve Persephone
onun isteğini geri çeviremezler.
Eurydice’yi ölüler ülkesinden alıp
gitmesine bir koşulla izin verirler;
aydınlığa çıkana kadar dönüp arkasından
gelen karısına bakmayacaktır.
Ama tam ışığa kavuşacakken
Orpheus dayanamaz ve dönüp
bakar. O bakışla Eurydice’nin bedeni
hayale dönüşerek gözden kaybolur.

 

Hande Balkız, Varlık dergisinin Nisan 2019 sayısındaki yazısında Sartre ile Demir Özlü’yü inceliyor: Varoluşun Zarfları: “Bulantı”dan “Bunaltı”ya

Yorum bırakın

Varoluşçulara göre birey ait olduğu toplumun değerlerinden sıyrılarak kendine özgü otantik bir yaşam kurmalıdır. Varoluşçular yığının kurallarından, davranış örüntülerinden kopmuş olan yaşamı sahici, otantik yaşam; yığının içinden çıkamayan yaşamı ise düşmüş, yapışkan ve bulantı verici bir yaşam olarak tanımlarlar.

“Küreselleşme: Sınıflı Toplumdan Aptal Topluma” başlıklı yazısıyla Tuğrul Tanyol, Varlık dergisinin Nisan 2019 sayısında.

Yorum bırakın

 

20. yüzyıl siyaset sosyolojisi açısından kendi içinde üç adet yüzyıl barındırmıştır. Kimilerine göre 19. yüzyıl 1901’de değil 1918’de sona ermiştir. Dünya güçlerinin yer değiştirdiği düşüncesi vardır ardında. Bana göre asıl güç değişimi 1945’te olmuş ve 19. yüzyılın devlerinin yerini ABD ve SSCB gibi iki yeni dev almıştır. Aslında bu tarihte başlayan 20. yüzyıl yalnızca 45 yıl sürmüş ve 21. yüzyıl 2001’de değil 1990’da başlamış, Soğuk Savaş dönemi yerini Küresel Çağ’a bırakmıştır.

Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun üzerinden 79, kapatılışının üzerinden ise 65 yıl geçti. Sercan Ünsal, Köy Enstitüleri hakkındaki tartışmaları değerlendiriyor. Varlık dergisinin Nisan 2019 sayısında.

Yorum bırakın

Ülke eğitiminin ulusal ve uluslararası tüm değerlendirmelerde son derece yetersiz olduğunun açıklandığı günümüzde, doğru çözüm yollarını aramak yerine Köy Enstitüleri’ni karalamayı görev sayan kalemleri tarihin vicdanına havale ederek, yazımızda değinilen saldırı ve girişimlere suskun kalan, enstitüler ile eğitim bileşenlerini temsil etme iddiasında olan, STK’ların vebalini hatırlatmak da kalemimizin görevi olmuştur.

Older Entries Newer Entries

%d blogcu bunu beğendi: