Murat Özyaşar, Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında Dolunay Aker’in sorularını yanıtlıyor.

Yorum bırakın

Murat Özyaşar (foto: Marion Fontenille)

“Yapılanları görmek, görmenin o ağır yüküyle yaşamak,
“tanık” olmanın sancısını duymaya başlamaktır. Tüm bu
yaşananların öyküye evrilmesinde, kurmaca bir metne
dönüşmesinde ise ince bir hattın, hassas bir terazinin
olduğunu düşünüyorum.”

Reklamlar

Tozan Alkan, Varlık Temmuz 2018’de HONDURAS’IN ÇILGIN VE HUZURSUZ RUHU: CLEMENTİNA SUÁREZ’i tanıtıyor ve şiirlerinden örnekler sunuyor.

Yorum bırakın

“Yaşarken yanımda olmayanlar
Sarıp sarmalamasınlar cesedimi
Gerçek yoldaşlarım bana yeter
Onlar gömsün beni
Ne mezar taşı istiyorum ne haç
Yok diğer yoksullardan bir farkım
Yumruğum hep sıkılı kalacak
Bir bayrak gibi süzülecek rüzgârla adım”

Rumeysa Kiger, Varlık Temmuz 2018 sayısında Güncel Sanat köşesinde Yeditepe Bienali’ne dair izlenimlerini aktarıyor.

Yorum bırakın

“Geçen sene yapılacağı duyurulan
ve bu yıl Mart sonunda açılan Yeditepe
Bienali, tıpkı 31 sene önce
İstanbul Bienali’nin ilk edisyonunda
yaptığı gibi, çoğunlukla Tarihi
Yarımada bölgesinde bulunan
mekânlarda bir dizi sergi açtı. 23
ayrı mekânda 500’den fazla sanatçıdan
yüzlerce işe yer veren bienalin
büyük çoğunluğu hat, tezhip,
ebru, kâtı gibi klasik sanat işlerinden
oluşuyordu. Geleneksel sanatlar
deyince akla gelen Hikmet
Barutçugil, Alparslan Babaoğlu,
Hüseyin Kutlu, Savaş Çevik, Taner
Alakuş ve Semih İrteş gibi birçok
ismin işlerinin yanı sıra, bilmediğimiz,
tanımadığımız birçok başka
sanatçının yapıtlarını görme fırsatımız
da oldu.”

Yaşar Tonguç ve Sezer Tansuğ, Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü (video detay), 1970

Ramazan Parladar’ın “Ne Baba Ocağı Ne Mezar Taşı: Kayserili Müntehir Şair Galip Efendi” adlı yazısı Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında.

Yorum bırakın

“İlk kuşak müntehirlerimizden
biri olmasına rağmen Galip Efendi’nin
adı etrafında tuhaf bir sis
perdesi var. İntiharla ilgili çok az
derlemede adı anılıyor, yaşamı ve
intiharı hakkında çok az bilgiye yer
veriliyor.”

Ramazan Parladar, Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısında “Ne Baba Ocağı Ne Mezar Taşı: Kayserili Müntehir Şair Galip Efendi” adlı yazısında “Şairin kentin kültürel ve toplumsal yapısına pek uymayan kişilik özelliklerinin o dönemde sindirilemediği gibi, günümüzde yapılan kimi çalışmalara bakıldığında, bugün de hâlâ sindirilemediğini” anlatıyor ve okurlarımıza bu değerli kalemi tanıtıyor.

Sivas’ı unutmayalım!

Yorum bırakın

2 Temmuz 1993 tarihli Sivas Katliamı’nın unutulmaması için Sait Maden’in bir sanatçı hassasiyetiyle hemen o ay hazırladığı, Ağustos 1993’te ve izleyen birkaç yıl boyunca Varlık başta olmak üzere pek çok edebiyat dergisinin kapağında yer alan grafik tasarım çalışmasını Mustafa Köz hatırlattı, bu değerli işe Hulusi Demirci günümüz teknolojisiyle yeniden hayat kazandırdı ve biz de Temmuz sayımızın kapağında yer verdik. Varlık Yayınları logosunun da yaratıcısı olan Sait Maden’i bu vesileyle şükranla, saygıyla anıyoruz. Sadece Sivas Katliamı’nın değil, bu konuda toplumsal bellek oluşturmayı amaçlayan çalışmaların da unutulmamasını istiyoruz, Attila Aşut’un bu sayımızda okuyacağınız “Topluöldürümün 25. Yılında Sivas Kitapları” başlıklı yazısı buna iyi bir örnek.

Aşut, bu yazının ilk paragraflarında şöyle diyor:

“Pir Sultan Abdal Şenlikleri”
için Sivas’ta bulunan konuklara
ev sahipliği yapan Madımak Oteli,
2 Temmuz 1993 günü İslamcı
bir güruh tarafından ateşe verildi.
Aralarında yazarların, sanatçıların,
folklorcu gençlerin ve otel çalışanlarının
da bulunduğu 35 canımız,
bu cehennem ateşinde yandı kavruldu.
1 Ama o ateş Sivas’ın sınırları
içinde kalmadı, kısa sürede tüm ülkeyi
sardı. Anımsadıkça hâlâ genzimizde
duyarız Madımak’ın yanık
kokusunu…

Türkiye’nin toplumsal tarihine
“Sivas Cankırımı” olarak geçen şeriatçı
kalkışma, Cumhuriyet’in tohumlarının
atıldığı bir kentte gerçekleşti.
Köktendinci saldırganlar,
laik Cumhuriyet’e karşı düşmanlıklarını,
yürüyüş sırasında sık sık
yineledikleri “Cumhuriyet Sivas’ta
kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!” sloganıyla
açığa vurdular. Kendilerini
buna öylesine inandırmışlardı ki,
yargı sürecinde de hiçbir pişmanlık
belirtisi göstermediler. Dahası, duruşmalarda
kurbanların ailelerine
karşı bile gözü dönmüş saldırganlıklarını
sürdürdüler…

Yıllar süren ve her duruşması
gergin geçen yargılama sonunda kimi
sanıklar ceza almış olsa da, dava
zamanaşımına uğratılarak kapatılmaya
çalışıldı. Yurtdışına kaçan sanıklar
ise yakalanamadıkları için ceza
yemekten kurtuldular!

 

 

Burak Aksak, Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısının Sinema ve Edebiyat köşesinin konuğu oldu ve Mehmet Özer’in sorularını yanıtladı.

Yorum bırakın

 

“Leyla ile Mecnun dizisini yazarken karşılaştığımız
bir sorundan bahsedeyim. Oğlanın sevdiği kız bir başka
erkekle gider. Bu durumda kalan bir mahalle delikanlısı
arkadaşlarıyla ne yapar? Beraber oturup içki
içmeleri gerekir ama içki gösteremiyoruz ekranlarda.
TRT’de yayınlanıyor, TRT’de blurlama da yok, direkt
sahne çıkarılıyor. Sahne de önemli, çıkarılmaması
gerekiyor. Ne yapacağım diye düşünürken, dönemin
başbakanının ‘’İçki içmesinler, üzüm yesinler,’’
açıklamasına denk geldim. Gerçekten de içki içmesinler,
üzüm yesinler ve üzümle sarhoş olsunlar diye
yazdım. Yazdım ama nasıl olacağını bilmiyordum, seyirci
tepkisi nasıl olurdu? TRT kabul eder miydi? Sonunda
o şekilde yayınlandı ve seyirciden olumlu tepkiler
aldım. Seyirciler üzümün ne olduğunu anladı.
Daha sonra kendi hayatımda sevmediğim nesnelerin
adlarını küfür olarak kullandım. Örneğin duş perdesi,
damacana, tuvalet terliği. Sansürü bu şekilde kodlamalarla
aştık.”

Varlık dergisinin Temmuz 2018 sayısının dosya konusu “Edebiyat ve Coğrafyalar”.

Yorum bırakın

Edebiyatın coğrafya ile ilişkisini irdelemek meseleye birçok farklı yönden bakmayı gerektiriyor.

Bu birçok soruyu da beraberinde getiriyor:

– Bir edebiyatçının yaşadığı coğrafya onun edebiyatında etkili midir?

– Bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya gitmek ya da bunun anlatılması edebiyatı etkiler mi?

– Coğrafya ve mekân arasında nasıl bir ilişki vardır?

– Coğrafya nasıl şekillenir, bunun politik olanla bağlantısı nedir ve edebiyatçı bundan nasıl etkilenir, buna nasıl hizmet eder?

– Edebiyatçıların yarattığı kurgusal coğrafyalar nasıl meydana gelir, bunlar nasıl bir gerçeklikten referans alırlar?

– Edebiyatçıların başka coğrafyalarda alımlanması nasıl olur?

– Coğrafya, edebiyatçıların metinlerinde nasıl bir kurmaca unsura dönüşür?

– Bireyin iç mekânı olduğu gibi iç coğrafyası da var mıdır? İçsel coğrafya nasıl kurulur?

Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirdiğimiz “Edebiyatın İzinde” sempozyumlarının konusunu  “Edebiyat ve Coğrafyalar” olarak belirlerken yukarıdaki sorulara cevaplar aramak niyetindeydik. 25-26 Mayıs 2018 tarihleri arasında, Bağlam Yayınları işbirliğiyle Didem Ardalı Büyükarman ve Banu Öztürk ile birlikte düzenlediğimiz bu sempozyumda yerli edebiyat üzerinden ilk defa bu kadar geniş çapta edebiyat ve coğrafya ilişkisi konuşuldu, bu ilişkinin barındırdığı sosyal, psikolojik, felsefi ve görsel birçok unsur irdelendi.

Edebiyatta coğrafya, edebî coğrafya terimleri, tütün gibi bir üretim nesnesinin nasıl kurguyu da belirleyen bir coğrafya yarattığı, edebiyatın “içsel vatansızlığı”, “köy romanı” kavramı, Servet-i Fünûn dergisi üzerinden modernlik tecrübesinin coğrafyada ve zihinlerdeki yansımaları, bugünün yazarlarının kendi metinlerinde yarattıkları coğrafyalar, çeşitli yazarların Avrupa tahayyülleri ve bunların kurgu ve coğrafyadaki ilişkileri, muhayyel mekânlar ve diyarlarla beslenen coğrafyalar, felsefenin coğrafyayla buluşması sempozyumda tartışılan meseleler arasındaydı.

Daha sonra tamamı Bağlam Yayınları tarafından kitaplaştırılacak olan “Edebiyat ve Coğrafyalar” sempozyumundan Varlık dergisi için seçtiğimiz üç metin var. Nüket Esen’den “Avrupa’da Bir Ahmet Mithat”, Gül Mete Yuva’dan “Théophile Gautier’ye Göre Barbarlık ve Uygarlık”, Erkan Irmak’tan “Uzaktaki, Gidilmeyen Ama Bizim Olan Köyü Bulma Denemesi: Köy Romanları Hangi Köyde Geçer”.

Edebiyatın daha çok tartışıldığı bir coğrafyada yaşamak dileğiyle…

Seval Şahin

 

İyi okumalar.

Older Entries Newer Entries

%d blogcu bunu beğendi: