İlki 18 Şubat Salı akşamı Zorlu PSM’de gerçekleşecek Edebiyat Üçlemesi, bir edebiyat eserinin opera, şarkı ve tiyatro türlerine uyarlanmış biçimlerini sanatseverlerle buluşturacak. Gülüş G. Türkmen’in, sanat yönetmeni Caner Akgün ile bu proje üzerine yaptığı söyleşi Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

İlki 18 Şubat Salı akşamı Zorlu PSM’de gerçekleşecek Edebiyat Üçlemesi, bir edebiyat eserinin opera, şarkı ve tiyatro türlerine uyarlanmış biçimlerini sanatseverlerle buluşturacak. “İkinci Yeni Şarkılar – Ölmeme Günü” başlığıyla İkinci Yeni şairlerinin şiirlerinin bestelerini Mert Fırat ve Evrim Özkaynak seslendirecek. Beste, Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması Ödüllü Murat Cem Orhan’a ait. 17 Mart Salı günü Alman Besteci Christian Jost’un Dichterliebe Recomposed (Bir Şairin Aşkı – Yeniden Besteleme) eserini canlı dinleyebileceğiz. Robert Schumann’ın Heinrich Heine’nin dizeleriyle tam 180 yıl önce bestelediği eser, Grammy Ödüllü tenor Bülent Bezdüz ve Diskant Çağdaş Müzik Topluluğu eşliğinde Jost yönetiminde Türkiye Prömiyeri yapacak. 13 Nisan Salı akşamı Üçleme’nin son perdesi, Gogol’ün “Palto” sundan esinlenilerek librettoya dönüştürülen Palto Operası’nın Selman Ada yönetiminde ilk seslendirilişi yapılacak. Projenin başında sanat yönetmeni ve bariton Caner Akgün var. Perde açılmadan önce kendisiyle müziği, sanata bakışını ve projesinin detaylarını konuştuk.

Ezgi Polat’ın “Hiçbir Yerin Ortasında” adlı ikinci öykü kitabı üzerine Mehmet Karaca yazdı. Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Ezgi Polat

Kitabın ikinci öyküsü olan “Kıyıya Vuran”dan itibaren farklı kişi tipleri üzerinden kurulan öyküler okuyoruz. Polat, bu tipleri tabuların üstüne doğru sürüyor. Çokça bir çarpışma hissi uyandırabiliyor bu sürüş; çünkü tipler üzerinden yazarın her öyküde cepheler açtığını görmek bu eğilimi daha da artırmakta. “Kıyıya Vuran”da Doğan üzerinden açılan cephe “Yunus” öyküsünde adaptasyonu reddeden Emre’ye karşı açılıyor. Kitabın merkezine seyahat ettikçe bu çarpışmalarla karşılaşma sıklığı artıyor denilebilir.

Rahime Sarıçelik, Édouard Louis’nin Türkçeye henüz çevrilmemiş “Eddy Bellegueule’den Kurtulmak” romanı merkezinde“erkeklik ve homofobi”yi inceliyor. Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Bir başka erkeklik gösterisi olarak futbol da romanda yerini alır. Eddy futbol oynamayı sevmediğini söylese de babası onu diğer babalar gibi futbola göndermek ister. Böylece oğlundaki kadınsılık iyileşebilecektir. Fakat Eddy futbola devam etmez. Bir gün futbol kulüp başkanı, babasına oğlunun neden artık futbol oynamaya gelmediğini sorar; Eddy, babasının başını yere eğerek onun hasta olduğu yalanını söylediğini görür. Babasının diğer insanlara karşı duyduğu utancı bu olayla derinden hisseder.

Nükhet Seza, Meral Saklıyan’ın ilk öykü kitabı “Uzağa Gidemem”i değerlendiriyor. Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Everest Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluşan Meral Saklıyan’ın ilk öykü kitabı Uzağa Gidemem geçtiğimiz günlerde ikinci baskısını yaptı. Delirmenin hep eşiğinde ama gerçekliğe de sıkı sıkıya bağlı; en insani şeylerle dahi hesaplaşarak, onları kurcalayarak ve gözü karalıktan ödün vermeyerek bağlanan öyküler toplamı… Uzağa Gidemem, kişinin alışkanlıklarından, ailesinden kaynaklanan sıkıntılardan, bir türlü kendisi olmayıp birilerine bağımlı olma hallerinden ve özellikle kadınların saplandığı döngülerden bir türlü çıkamamasını incelikli biçimde anlatan derinlikli öykülerden oluşuyor.

İsmail Doruk, “Kışla Köpekleri” adlı öykü kitabı üzerine Çetin Çağlayan’ın sorularını yanıtlıyor. Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

İsmail Doruk

Yazarlar belki de asker öyküleri yazmak için kendilerini özgür hissetmemişlerdir.

Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısının dosya konusu: “Sanatta ve Siyasette Kıskançlık”. Dosyamızın içeriği hakkında bilgi blogumuzda.

Yorum bırakın

Varlık Şubat dosyası kıskançlık ve nefreti konu alıyor. Sosyal medyanın “beğeni” üstüne kurulu düzeninde, popülist muhafazakâr politikaların kolay avına dönüşen insanlar aslında haset ve nefretten beslenmiyor mu?

Edebiyat dünyasına şöyle bir bakan Christiane Lacote-Destribas 2012’de La Revue Lacanienne için yazdığı bir yazıda “kıskançlık niye roman konusu olamıyor” diye soruyordu. Yola çıkmamızı esinleyen bir soru da bu oldu.

Oysa Pierre Choderlos de Laclos’un 1782 yılında yayımlanan Tehlikeli İlişkiler’inde konu doğrudan kıskançlık gibi görünmese bile, entrikaların iki başkarakteri Valmont Vikontu ile Merteuil Markizi oynadıkları oyunların bedelini öderler: Vikont bir düelloda ölür, Markiz tüm ihtişamını borçlu olduğu güzelliğini kaybeder. Bu iki başkarakterin aşk entrikalarında figüran olan Madam de Tourvel ile Cécile Volanges’ın “aşk” sandıklarının “oyun” olduğunu öğrendiklerinde yaşamları değişir. Madam de Tourvel bir manastırda halüsinasyonlar içinde delirerek ölürken, Cécile Volanges manastır hayatını seçer, tıpkı âşığı Şövalye Danceny gibi. Valmont Vikontu ile Madam de Merteuil, kendilerini kaptırdıkları oyunda birlikte oyun kurucu oldukları sürece haz içindedirler, ancak Vikont’un Madam de Tourvel’e, Madam Merteuil’in de Şövalye Danceny’ye olan “özel” ilgisi, ilişkilerini yıkıma, yaşamlarını da sonuna götürür. Kıskançlık Madam de Merteuil ile Valmont Vikontu’nun sandığı gibi sadece toplumsal değerlerin, bu değerlerin yücelttiği “namuslu ve saygın” kadınların hayatını yöneten bir duygu değildir.

Kıskançlık ve kötülük Emily Bronte’nin 1847’de yazdığı Uğultulu Tepeler’de birbirini izleyen kuşakların kaderinin oyun kurucusu olurlar. Heathcliff  isimli erkek karakter kendi yaşamı gibi, ona bağlı yaşamları da, “delice sevdiği” ve “delice sevildiği” Catherine’in bir başka erkeği sınıfsal konforu için kendisine yeğlemesinden ötürü, yok etmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Bireysel ve toplumsal varoluşlarımıza hükmeden kıskançlığın, “seni delicesine seviyorum” ilanıyla hastalık haline dönüşmesini Nilgün Tutal, Luis Bunuel’in 1952 yapımı El isimli filmiyle birlikte ele alıyor. Jacques Lacan’ın paranoyak kıskançlığa dair tanılarından yararlanılan yazıda, daha çok bireysel paranoyak kıskançlık üstünde durulsa da, her yanı düşmanlarla çevrili bir ülkede yaşadığı halüsinasyonunu sık gören bizler için, –çünkü her olayda bir “komplo” açıklaması yapmakta hiç tereddüt etmeyiz– toplumsal paranoyanın yıkıcı eğilimlerinin nasıl vücut bulduğu da irdeleniyor.

Fidan Terzioğlu, psikanalitik teoriden yola çıkarak Melanie Klein’in çocuğun psişik gelişimi hakkındaki düşüncelerini serimliyor ve Othello tragedyasının kahramanlarını kıskançlık ve haset “kişilik” tipi özellikleri açısından çözümlüyor. Terzioğlu’nun madde madde belirttiği psişik halleri okurken, her ilişkimizde, her davranışımızda ve duygulanışımızda içine düştüğümüz “insanlık durumuna” yakından tanık oluyoruz.

Nilgün Tutal ile Fidan Terzioğlu yazılarında, kıskançlığın meraka evrilmesiyle vücut bulan, olası olumlu ve yaratıcı boyutlarının altını özenle çiziyorlar.

Haset özellikle de politik içerimleriyle Mehmet Özkan Şüküran’ın yazısında inceleniyor. Şüküran, Türkiye’deki ihbar ve teşhircilik kültürünün ana kaynağının haset olduğunu ileri sürüyor. Bir zamanlar imrenme kılığında komşuyla olan diyalog, bugün ihbar etmeyle ikame ediliyorsa yazının belirttiği gibi, siyaseten yargılamaların ana kaynağı kıskançlık hakkında daha incelikli olarak düşünmemiz gerekiyor.

Bu yazının başında Batı edebiyatının klasiklerinden söz ettik. Ancak yerli ve önemli bir edebiyatçı olan Nahit Sırrı Örik’in de bilindiği üzere Kıskanmak adlı bir romanı var. Roman 1937 yılında Kıskançlık adıyla tefrika olarak yayımlanır. Ardından 1946 yılında Kıskanmak adıyla Hilmi Kitabevi tarafından basılır. 2009 yılında Zeki Demirkubuz romanı filme uyarlar. Örik’in romanı hakkında daha önce de yazılmıştır, ama kimse, nedendir bilinmez, yazarın zamanında ve çevresinde bilinen bir eşcinsel olduğuna, kendi koşulları içinde “coming out”unu yapmış bir erkek olduğuna değinmemiştir. Doğaldır ki, yazarı kendi öz yaşamıyla sınırlamamak gerekir, yazar kurar, başkası gibi de konuşur, yazar. Bunu kabul etsek bile, modernliğin iddia ettiği gibi bedeni ruhtan/akıldan ayrı bir şey olarak artık düşünemiyorsak, hatta düşünmemeliysek, bedenin özellikle de yaratıcı edimin yatağı edebiyatta yazanın yazdığına dahil olmadığına hükmetmemeliyiz. Uğurhan Topçuoğlu, Örik’in romanını queer potansiyelleri açısından okuyarak, Zeki Demirkubuz’un filminde bu potansiyellerin hetero-normatif bir körlükle malûl olduğunu tartışıyor.

İyi okumalar.  •

Yelda Karataş’ın toplu şiir kitabı “Hüznün Kısa Tarihi” üzerine Hülya Soyşekerci yazdı. Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Yelda Karataş

Yelda Karataş, duygularını sakınmadan dile getiren bir kadın şair. Cinselliğe, erotizme yer veren şiirlerinde sevgiyle, aşkla dolu; tam anlamıyla içten ve sahici. Cinselliği yazınsallık içinde dile getirme konusuna azami dikkat ve özeni gösteriyor. “Ben yağmurları en çok teninde sevdim” diye seslenen, “Aşk, sen ve ben olandır” diyen şair, aşka; “bir ve sonsuz” olmaya, felsefi, mistik ve mitolojik bir derinlik kazandırmaya önem veriyor. Aşkı her yönüyle işleyen, sorgulayan Yelda Karataş, aşkın öznesi olmanın; aşk ile hemhal olmanın gizemini dile getiriyor.

Neşe Koçak, “Uygunsuzlar” adlı öykü kitabı üzerine Eda Ata’nın sorularını yanıtlıyor. Varlık dergisinin Şubat 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Neşe Koçak

Modern insanın işi acele, zamanı az. Görsel kültür araçlarının gelişmesiyle okumaya ayırdığımız süre giderek azalıyor. Artık, Gazap Üzümleri, Savaş ve Barış, Kırmızı ve Siyah boyutlarında hacimli kitaplar yazılmıyor. Edebiyat eseri mesajını, okurun sabrını istismar etmeden vermesi gerekiyor. Bu nedenle metni mümkün olduğu kadar kısa ve yoğun, gerilim düşmeden tasarımlaya çalıştım. Klasik kısa öykünün röportaj tarzı ile modern organik öykünün gizemli anlatımını uzlaştırdım.

Varlık’ta Bu Ay (Şubat 2020)

Yorum bırakın

Dosya: “Sanatta ve Siyasette Kıskançlık” – Nilgün Tutal, Fidan Terzioğlu, Mehmet Özkan Şüküran, Uğurhan Topçuoğlu

Yazı: Cemal Süreya’nın Kitaplarına Girmemiş Bir Öyküsü: “Lâlettain Bir Hikâye” (Kaya Tanış) – Édouard Louis’nin Anlatımıyla Erkeklik ve Homofobi (Rahime Sarıçelik) – Necati Cumalı’nın Travmayla İmtihanı (Ersun Çıplak) – Fulya Çetin ile Son Sergileri Üzerine Söyleşi (Hıdır Eligüzel) – Caner Akgün ile “Edebiyat Üçlemesi” Projesi Üzerine Sohbet (Gülüş G. Türkmen) – Okunmalık Bir Kısa Oyun: “Balıksırtı Ceket” (Ahmet Önel) – “Dada Kılavuz” ya da Dada’nın Hakikati (Nergis Abıyeva) – Meyhane Kültürünün Resim ve Edebiyata Yansımaları (İnci Aydın Çolak) – Olric ya da Tutunma Bilinci: Bir Kazı (Hüseyin Köse) – Kusurlu Algının Peşinde: Leonardo da Vinci (Yalın Alpay) – Feyza Hepçilingirler (Kemal Ateş) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Hüseyin Peker, Hülya Deniz Ünal, Erol Tufan, Selcan Peksan, Oğulcan Kütük, Türkȃn Böcü, Burak Çapan, Hasan Temiz

Öykü: Vecdi Çıracıoğlu, Ümit Kurt, Ayşe Özlem İnci, Işık Vural, Ebubekir Emre Men

Desen: Özge Ekmekçioğlu

Varlık Kitaplığı: Ahmet Büke ile “Varamayan” Üzerine Söyleşi (Bahri Karaduman) – “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç” – Hüseyin Rahmi Gürpınar (Büşra Uyar) – Turgay Kantürk ve Enver Topaloğlu ile Son Şiir Kitapları Üzerine Söyleşi (Kadir Aydemir) – “Cemal Süreya ve Çocuk” – Erol Büyükmeriç (Yakup Kuyucu) – “Hiçbir Yerin Ortasında” – Ezgi Polat (Mehmet Karaca) – “Kurdun Postu” – Batuhan Aşıktoprak (Melih Levi) – İsmail Doruk ile “Kışla Köpekleri” Üzerine Söyleşi (Çetin Çağlayan) – “Uzağa Gidemem” – Meral Saklıyan (Nükhet Seza) – Neşe Koçak ile “Uygunsuzlar” Üzerine Söyleşi (Eda Ata) – “Hüznün Kısa Tarihi” – Yelda Karataş (Hülya Soyşekerçi) – Küresel Haberler (Zeynep Şen)

Varlık bu ay da Yeni Şiirler / Öyküler Arasında köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

2020 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri hakkında önemli bir not

Yorum bırakın

2020 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne son başvuru tarihi 1 Nisan. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yoğun bir katılım bekliyoruz. Bize gelen dosyaların bir kısmı teknik koşulları yerine getirmediği için eleniyor, o nedenle önemli bir maddenin altını çizmekte fayda görüyoruz.

Ödül duyurumuzda açıkça belirttiğimiz gibi, “kitap olarak yayımlanmaya uygun şiir ve öykü dosyaları” ödüle katılabilir, 2004 yılından beri bu böyle, ama hȃlȃ tek sayfa uzunluğundaki bir şiirin altı kopyasını bize gönderenler, “kaç öykü veya şiir göndermemiz gerekir” diye soranlar var. Elbette otuz – otuz beş sayfa uzunluğundaki tek bir şiir veya öykü kitap olarak yayımlanmaya uygundur, ancak bir sayfa uzunluğundaki üç şiirden kitap olmaz, durum böyle olduğundan adet belirtmenin gereği yok bizce. Diğer yandan “dosyalar otuz word sayfası olmalıdır” diye bir koşulumuz olsaydı, yirmi dokuz sayfalık bir şiir dosyasını elemek zorunda kalırdık, oysa otuz ve yirmi dokuz sayfadan oluşan iki şiir dosyası da farklı şekillerde düzenlenerek elli altı sayfalık kitap şeklinde basılabilir. Okuduğunuz kitaplardan yola çıkarak tasarlamalısınız dosyanızı – kılavuzunuz kütüphaneniz.

Okurluğunuz, bir kitaptan ne anladığınız önemli, dosyanızla seçici kurulumuza biraz da bunu gösterdiğinizi lütfen unutmayın. Şiirlerinizin veya öykülerinizin birbirleriyle estetik ilişkisini, aynı cilt içinde toplandıklarında yarattığı etkiyi hesap ettiğinizi görmeliyiz. Metinleriniz arasında tematik bağ olup olmamasından daha öte bir meseledir estetik yapı kurmak. Evet, kitap hazırlamak da bir şiir veya öykü yazmak kadar ciddi bir estetik uğraştır.

Şiir ve öykü dallarında verilen Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne aday olacak arkadaşlarımıza kolaylık diliyoruz.

Mehmet Erte

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: