Suzan Nana Tarablus, “Bir Sabah Galata’da Uyandım” adlı kitabıyla başlattığı sözlü tarih çalışmasını, semtlerin özgün yapısını vurgulayarak, “Çek Kayıkçı Balat’a” ile sürdürüyor.

Yorum bırakın

Suzan Nana Tarablus, “Bir Sabah Galata’da Uyandım” adlı kitabıyla başlattığı sözlü tarih çalışmasını, semtlerin özgün yapısını vurgulayarak, “Çek Kayıkçı Balata” ile sürdürüyor. Bu kitapta da sosyal, kültürel, ekonomik ve politik gelişmelerin izinden giderek, İstanbul’daki Yahudi kültür mirasının açığa çıkmasına katkıda bulunuyor. Bu bağlamda, İstanbul’un hafızasının bir bileşeni olan Yahudi kültürünün geçmişiyle bugünü arasında bir köprü kuruyor.

Günümüzde turistik ziyaretlerin ve soylulaştırma projelerinin arasında sıkışıp kalan Balat ile henüz “keşfedilmemiş” Hasköy’ün özgün hikâyesini, bir dönem bu semtlerde yaşayan ailelerin dört bir yana dağılmış fertlerinin tanıklıklarından okuyacaksınız.

Kitabı %35 indirimli edinmek için: https://www.varlikonline.com/kitap/599/cek-kayikci-balat%E2%80%99a—hayatlar-tanikliklar-anilar

 

Reklam

Stephen Jenkinson ölmekte olan kişiler ve aileleriyle senelerce çalışarak edindiği deneyimlere ilişkin hikâyeleriyle ölümü, yası ve yaşama sevgisini anlatıyor. “Bilge Öl” sonsuza kadar yaşamayı başaramayacak olan herkes için bir kitap.

Yorum bırakın

Stephen Jenkinson bir aktivist, öğretmen, yazar ve çiftçi.  Ölmekte olan kişiler ve aileleriyle senelerce çalışarak edindiği deneyimlere ilişkin hikâyeleriyle ölümü, yası ve yaşama sevgisini anlatıyor. Bilge Öl sonsuza kadar yaşamayı başaramayacak olan herkes için bir kitap.

Stephen’a göre nasıl yaşarsak öyle ölüyoruz.  İyi ölmekse bizi atalarımıza ve ardımızdan gelecek olanlara bağlayan ahlaki bir sorumluluk. Bu kitapta bize nasıl öldüğümüzü, ölmekte olanlarımıza ve ölülerimize nasıl davrandığımızı gösteriyor, ölümün bizden talep ettikleri hakkında yüksek sesle düşünüyor, iyi ölmek için gerekli becerilerin iyi bir yaşam sürerken nasıl geliştiğini anlatıyor.

Bilge Öl on adımda bilgece ölmeyi anlatan bir nasıl-yapılır kitabı değil.  O bir bilgelik manifestosu, ölme şeklimizi kurtarmak için bir çağrı, yaşamın aslında nasıl olabileceğine dair bir işaret.

Kitabı %35 indirimle edinmek için: http://www.varlikonline.com/kitap/594/bilge-ol

Salih Bolat’ın son yıllarda kaleme aldığı denemelerden oluşan “Gittikçe Yakın”, değişen hayat şartlarıyla birlikte şiir nasıl dönüşüyorsa ona eşlik eden düşüncenin de dönüştüğünü gösteriyor. Bolat bilimsel makale formu ile bir günlüğün, anı defterinin öznel dilini buluşturarak kavramlara, kitaplara, hayata daha yakından bakmaya çağırıyor okuru.

Yorum bırakın

Ülkemizde çok yoğun olarak şiir yazılmasına karşın şiirin estetik ve kültürel arka planıyla ilgili eleştirel çalışmalar yeterli düzeyde değil. Salih Bolat’ın son yıllarda kaleme aldığı denemelerden oluşan Gittikçe Yakın, bu ihtiyaca cevap veriyor ve değişen hayat şartlarıyla birlikte şiir nasıl dönüşüyorsa ona eşlik eden düşüncenin de dönüştüğünü gösteriyor. Ayrıca bugün yeniden yorumlanmayan ve geliştirilmeyen geleneğin öleceğini de ileri sürüyor bir bakıma. Bu anlamda Behçet Necatigil, Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Attilâ İlhan, Edip Cansever, Gülten Akın, Arif Damar, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin, Metin Altıok, Behçet Aysan, küçük İskender, Oruç Aruoba, Hüseyin Ferhad, Adnan Azar gibi şairleri, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Muzaffer İlhan Erdost gibi yazarları mercek altına alan Bolat, gerçeklik ile dil, ideoloji ile estetik arasındaki ilişkileri tartışarak edebiyat tarihimize yeni bir ışık düşürüyor.

Gittikçe Yakın, “Yakın Okumalar” ve “Yakın Düşünceler” adlı iki bölümden oluşuyor. Kitaptaki denemelerde sadece edebî figürler hakkında –anılardan, tanıklıklardan beslenen– eleştirel denemeler yok; günlük hayat, yalnızlık, aşk, trenler ve garlar, ağaçlar, çocuk edebiyatı, ağlamak, yemek kültürü, kitabevleri, intihar, direniş, dağlar, umut-umutsuzluk ve pek çok evrensel insanlık durumu da şiirin perspektifinde kendine farklı bir konum edinerek karşımıza çıkıyor. Salih Bolat bilimsel makale formu ile bir günlüğün, anı defterinin öznel dilini buluşturarak kavramlara, kitaplara, hayata daha yakından bakmaya çağırıyor okuru.

Kitabı %35 indirimle edinmek için: http://www.varlikonline.com/kitap/598/gittikce-yakin

“Şiiri bir şeye ya da şeylere benzetmem. Şiir üzerine ağdalı cümleler kurmaktan hiç hazzetmem. Şiir. Bu kadar,” diyor Ceren Biber ve “Hış”ta imgeyi, metaforu ne derece yoğun kullanırsa kullansın okura perdesiz ulaşan bir şiir dili kuruyor. / 2020 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü

Yorum bırakın

Hış adlı dosyasıyla 2020 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’ne değer görülen Ceren Biber, 1991 yılında Samatya’da doğdu. Kendi ifadesiyle, “anlamı sayılarda aradığı için” Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik Bölümü’nde okudu. Mezun olduktan sonra “ne aradığını hatırlayabilmek için duruma uzaktan bakmak adına” hosteslik yaptı. Ardından “daha da uzaktan bakmak için” editör olarak çalıştı.

“Şiiri bir şeye ya da şeylere benzetmem. Şiir üzerine ağdalı cümleler kurmaktan hiç hazzetmem. Şiir. Bu kadar,” diyor genç şair ve imgeyi, metaforu ne derece yoğun kullanırsa kullansın okura perdesiz ulaşan bir şiir dili kuruyor.

 

neyin üzerine eğilsem

gizlenmek için bir çukur buluyor kendine

yamaçta yürüyen dağ keçileri

habire iltihaplarımı yalıyor

bıçağa kendimi anlatıyorum ve

‘kötü olan sen değilsin’ diyorum

küfre soktuğum tüm hayvanlar

bana allahı anlatıyor

dünyanın memesi iştah açıcı olsa da

sütünü ekşi buluyorum

Kitabı %35 indirimle edinmek için: http://www.varlikonline.com/kitap/595/his

Esra Ersoy’un ilk kitabı Kalır’daki anlatıcılar küçük mimikleri, belli belirsiz değişimleri, başka şeylere ulanan fısıltıları, suskunlukları kaydediyorlar; en sıradan eylemlerin insanı nasıl derin uçurumların kıyısına getirdiğine tanık oluyoruz. / 2020 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü

Yorum bırakın

2020 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülen Esra Ersoy, sözcüklerin kendi aralarındaki diyaloğa, karakterlerin mekânın dokusuyla, rengiyle ilişkisine ayrıcalıklı bir önem atfeden, üslupçu bir genç yazar.

Kalır’daki anlatıcı sesler en küçük mimikleri, havadaki belli belirsiz değişimleri, başka şeylere ulanan fısıltıları, suskunlukları kaydediyorlar; böylelikle en sıradan eylemlerin insanı nasıl derin uçurumların kıyısına getirdiğine tanık oluyoruz.

Esra Ersoy’un iç içe geçen, dönüşen, yer değiştiren imgelerle kurduğu öykülerinde olaylar birbirini izlerken geçmiş, şimdi ve gelecek zamanlar tek bir potada eriyor ve edebiyatın “geniş” zamanı ortaya çıkıyor.

(…) üzüldüğü her halinden belli. Başparmaklarını birbirinin etrafında çevirmiyor şimdi, durdu, ellerini çözdü, iki esmer yumruk yaptı, kenara koydu. Bakışını kattı önüne, odanın dört bir yanında gezdirdi. Sandalyeleri saydı. Altı. Yanlış oldu, iki de burada, sekiz. Dört masa. İki de yumruk. Yumrukları saymıyoruz, onlar el. Olsun, dursunlar masanın sırtında, yan yana. Bir kalem, tükenmez; defter turuncu, o da bir tane. Etti iki. Bir pencere, camı açık. Üç. Evet. Yıldızlar da var. Onları saymayalım, çok onlar.

Kitabı %35 indirimle edinmek için: http://www.varlikonline.com/kitap/597/kalir

“Bir Sabah Galata’da Uyandım” adlı çalışmasında Suzan Nana Tarablus, İstanbul’un kentsel belleğinde önemli bir yeri olan Kamondo Han ve Galata çevresinde yaşamış kişilerle yaptığı sözlü tarih görüşmelerini paylaşıyor.

Yorum bırakın

 

“Suzan Nana Tarablus, bu kitapta İstanbul’un kentsel belleğinde önemli bir yeri olan Kamondo Han ve Galata çevresinde yaşamış kişilerle yaptığı sözlü tarih görüşmelerini paylaşıyor. Bu çalışmasıyla Yahudi toplumunun kültürel belleğinin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunuyor. Özellikle Galata ve çevresi ile ilgili hatıraların, duyguların aktarıldığı bu görüşmelere kendi aile hikâyesinden kesitler de ekliyor. Böylece Galatalı Yahudiler’e dair bilgi birikimini yaşamından anılarla birleştirerek, okurların Galata’daki yaşam deneyimine tanık olmasını sağlıyor.

Toplumsal yapıların mikro analizinin ortaya konmasında etkili olan sözlü tarih yöntemi, toplumsal gerçekliğin farklı boyutlarıyla betimlenmesinde önemli rol oynar. Kendi döneminin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı hakkında bilgi verir.

Kentsel mekân farklı dillerin, kimliklerin, kültürlerin karşılaşma ve diyalog alanıdır. Suzan Nana Tarablus’un bu çalışması, kendine özgü bir toplumun, İstanbul’un kültürel-mekânsal olanaklarıyla biçimlenme sürecinin bir fotoğrafını veriyor. Ayrıca Yahudi toplumunun geniş topluma açık olma deneyimini örneklemesi açısından ilginç ve önemli tanıklıklar sunuyor.” (Berken Döner)

Kitabı edinmek için: https://www.varlikonline.com/

Yazar:                         Suzan Nana Tarablus

Türü/ilgi alanı:           Anlatı

Isbn:                            978 975 434 654 1

Sayfa sayısı:               192

Boyut:                        135x195mm

Fiyat(KDV dahil):      28 TL

Öfke Dansı’nın yazarı ünlü psikolog Dr. Harriet Lerner, ezber bozan bir çalışmasıyla daha Türkçede: “Neden Özür Dilemiyorsun?”

Yorum bırakın

 

 

Yirmi yıldan uzun bir süre özür dileme sanatı üzerinde çalışan Dr. Lerner,  sebep olduğumuz ve maruz kaldığımız hasarı iyileştirmeye yönelik benzersiz bakış açısını ilk kez bu kitapta paylaşıyor.

Çoksatan Öfke Dansı’nın yazarı ünlü psikolog, anlamlı bir özrün ilişkiyi nasıl dönüştürebileceğini ve baştan savma özürlerin uzlaşma kapısını açmakta nasıl yetersiz kalabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda bağışlama baskısının neden zarar gören tarafın yarasını  derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağını da açıklıyor. Sorun ister bir arkadaşın halısına kırmızı şarap dökmek kadar küçük olsun, ister ihanet ya da sadakatsizlik kadar ciddi, Lerner bir özrü hak eden ve özür dilemesi gereken kişilere iyileştirici tavsiyelerde bulunuyor.

Özür dileme cesareti ve bunu iyi yapma bilgeliği etkili liderliğin, evliliğin, ebeveynliğin, dostluğun, kişisel bütünlüğün ve sevgi dediğimiz şeyin merkezinde yer alır.
Bu ezber bozan kitap bize yol gösteriyor.

Kitabı satın almak için: https://www.varlikonline.com/kitap/577/neden-ozur-dilemiyorsun-buyuk-ihanetleri-ve-gundelik-yaralari-iyilestirmek

 

Türkçesi:                     Sinem Sultan Gül

Türü/ilgi alanı:           İletişim, psikoloji

Dizi:                           Kişisel Gelişim

Isbn:                            978 975 434 652 7

Barkod:                       978 975 434 652 7

Sayfa sayısı:               168

Boyut:                        135x195mm

Fiyat(KDV dahil):      28 TL

Baskı türü:                  3. Hamur,  55 gr. holmen

Kapak türü:                karton kapak

Yalın Alpay, Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısında Fevzi Karakoç’un resimlerinde “Evren – Figür İkiliği”ni inceliyor.

Yorum bırakın

“Altın Atlar Meydanda”, Fevzi Karakoç, 2018

Karakoç bize bir öykü, anlam ya da mesaj iletmez. Seçtiği figürler ve tasvirler hiçbir öz taşımaz. Re­sim onda bir taşıyıcı ya da bir tem­sil mekanizması değil, varılmak is­tenen amacın bizzat kendisidir. Bu nedenle resmi ikincil kılıp da bir anlatı üretmeyi reddeder. Kendi dı­şına gönderme yapacak bir resim ona yabancıdır. Karakoç’ta resim, resim içindir.

1933’ten günümüze Varlık’ın tüm sayılarını dergimize abone olarak dijital arşivimizden okuyabilirsiniz: https://www.varlikonline.com/varlik-dergisi

Varlık dergisinin Nisan sayısını web sitemizden edinebilirsiniz: https://www.varlikonline.com/kitap/570/varlik-dergisi-nisan-2020

Aziyade / Pierre Loti

Yorum bırakın

Aziyade, güzel bir aşk romanı olduğu kadar, Batı’nın Doğu’yu algılayışını yansıtması açısından da dikkate değer bir yapıttır.
Doğu kültürü ve gizemine ilgi duyan deniz teğmeni Loti, Uzak ve Yakın Doğu’daki birçok limanda yaşadığı maceraların ardından, gemiyle Selanik’e gelir. Aziyade adındaki güzel kadınla tanıştıktan sonra Türklere ve Türkiye’ye özel bir sevgi beslemeye başlar. Çerkez cariyesi olan bu kadına karşı tutkulu aşkı, daha sonra görev gereği geldiği İstanbul’un Eyüp semtinde de devam eder…
Batılıların Türkiye politikasını eleştiren ve her zaman bir Türk dostu olduğunu söyleyen Pierre Loti, ilk romanı Aziyade’yi 1876’da, ikinci romanı İzlanda Balıkçısı’nı 1886’da yayımladıktan sonra kendini edebiyat çevresine kabul ettirmiş, 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilmiş, 1910’da Légion d’Honneur nişanını almıştır.

Türkçesi: Filiz Deniztekin

Kitaptan edinmek için: https://www.varlikonline.com/kitap/567/aziyade

Sami Karaören’in “Güzel Günlerimiz Oldu” adlı anıları üzerine Z. İrem Gönül yazdı. Varlık dergisinin Ocak 2020 sayısında.

Yorum bırakın

Sami Karaören adı öncelikle şu üç kavramı anımsatıyor: Cumhuriyet, Cumhuriyet gazetesi ve arı Türkçe. Güzel Günlerimiz Oldu adlı bu kitapta anlatılanlar yalnızca bir gazetecinin anıları olarak okunacak anılar değil. Cumhuriyet tarihinin belki en önemli döneminin, 50’li- 60’lı yılların tam odağında yaşamış, yaşadıklarının, dostluklarının hakkını verebilmiş, dünyaya hep mutlu bir gözle bakabilmiş gerçek bir aydın örneği Sami Karaören. Cumhuriyet gazetesi bugün olduğu gibi o yıllarda da siyasal durumda işlevi olan belki ilk gazete. Gazetenin okurlarının da bildiği gibi ülkede Cumhuriyet nasıl bir süreç yaşıyorsa Cumhuriyet gazetesi de benzer süreçlerden geçmiştir hep.

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: